13 Ocak 2012 Cuma

bir garip dünya...

hani birini çok seviyoruz. çok çok seviyoruz mesela. içimiz içimize sığmıyor. aşık oluyoruz, pek mutlu oluyoruz, hep yanında olmak istiyoruz, sevgimizi veriyoruz, sevgisini istiyoruz sadece. zamanla herkeste herşey değişiyor sonra tuhaf bir şekilde. bir bende değişmiyor nedense. bir ben aynıymışım gibi geliyor. bu devirde hala saf aşkın varlığına inanabiliyorum. hala deli gibi sevebiliyorum ne tuhaf ve aynı şekilde sevilmeyi bekliyorum ne yazık. ya gerizekalıyım ya geri kafalıyım. ya da hiç aklım başımda değil. şu yaşta sanıyorum ki bitmeyen aşklar vardır ve insanlar sevdikleri insandan asla sıkılmazlar, asla "of" demezler ona. salak ben. oysa herşey herkesin gözünden anlaşılıyor aslında. bazılarında azalıyor bazılarında çoğalıyor birşeyler...bi bok da aynı kalsaya zaten!
yazmıyorum ne zamandır. elim gitmiyor nedense. yazacağım zaman ekşide yazıyorum bir süredir...bir yıl daha bitti gitti. 10 üzerinden 7 verdim geçen yıla. güzel bir aşk verdi bana, güzel anılar yaptık bol bol. bakalım bu yıl neler verecek. istediğim az aslında; sağlık,  huzur ve sevdiklerimin benimle kalması...
can bir hocamı kaybettim. çok koydu bana. bir gün ben de ölünce öğrencilerim de benim için aynı güzel hisleri hissederler inşallah. onların hayatına bir anlam katabiliyorumdur umarım.
çocukluk arkadaşımla buluştum bugün. bebesi olmuş çok tatlı maşallah. nolursa olsun eski arkadaşların yerini tutamıyor yeni arkadaşlar asla...
pms durumları, ağlamaklıyım bu yüzden. 2 buçuk ay önce sigarayı bıraktım kendime bir iyilik yaparak. en çok şu an istedi canım ama içmem tabii.

istiyorum ki içim huzurla dolsun sadece ve artık hayatında olduğum hiçbir insan tarafından yanlış anlaşılmayayım.
kendimi çok seviyorum şu sıra ve sevgilimi de hala ona aşık olduğum ilk günkü kadar seviyorum. ben böyle bir insanım işte...
iyi geceler:)) tatlı rüyalar:)

23 Ekim 2011 Pazar

neler oluyor?

Yine çoooook uzun zaman olmuş yazmayalı. son yazımı okumuyorum bile ne yazdığımı hatırlamak için, zira başlığından belli ki kötü bir şeylermiş...

neyse...çok da farklı şeyler yazmayacağım aslında. hayatımda düzenin dinginliğini yaşıyorum. rutini seviyorum. haftada 7 gün dersim var ama şikayetçi değilim. daha çok olsun, daha çok gireyim modundayım şu sıralar. işten sıkılmıyorum, yorulmuyorum. cuma ve cumartesi günleri sevdiceğin evinde kalıyorum, yani ikinci evimde. elimde çanta, oradan oraya gidip geliyorum. annem de kabullenmiş durumda, bulaşmıyor bana. bulaşmıyor bana derken, aramız kötü değil yani, gayet iyi geçinip gidiyoruz laf sokmadığı müddetçe...

benim hayatım dümdüz devam ediyor...ama ülke öyle mi? herkes herkese düşman olmuş. onlarca insan ölüyor her gün. yazık, günah. bugün de deprem, yine aynı acılar, aynı sahneler. insanın, insan olanın içi acıyor. insan biraz adalet istiyor, isyan ediyor. umarım önümüzde aydınlık günler vardır. kimsenin ağlamadığı, üzülmediği, ölmediği...

böyleyken böyle...dümdüz bir ruh hali içindeyim desem yalan olur. yeryüzünde bir tane akrep kadını var mıdır ki dümdüz ruh halleri içinde, sakin sessiz ve sabit yaşayabilsin? olamıyor. kendimi idare ediyorum. şikayetçi miyim kendimden? hayır, şu sıralar hiç değilim. bloğumu özledim. daha çok yazıcam artık. daha detaylı dökücem içimi...

hepimiz iyi olalım, içimiz rahat olsun...
iyi geceler...

30 Ağustos 2011 Salı

bayram gelmiş...

garip bir bayram sabahı...ağlayarak uyandım, saatler geçti hala ağlıyorum...burnumu siliyorum, aynaya bakıyorum yine ağlıyorum...sinirlerim mi bozuk, ben mi bozuldum bilemiyorum...bu bayram yalnız kalmayı ben tercih ettim....birinin yanındayken de yalnızken de mutlu olmadığımı anladım bir başıma kalınca...içim dopdolu, göz pınarlarım dolu, doluyum...çok yorgunum ve kimseyle uğraşacak takatim yokmuş gibi hissediyorum...başımı iki elimin arasına alıp sıkıştırıyorum...bir çıkış yolu arıyorum...beni yeniden güldürecek tutunacak bir dal belki de...bulamıyorum...geleceğimi göremiyorum...yapmak istediklerimi asla yapamamaktan korkuyorum...paranoyaklığımdan korkuyorum, kafamdaki senaryolardan...aklımı kaybetmekten korkuyorum...yine niye böyle oldu bilmiyorum...belki yeni başladığım doğum kontrol hapı yerinden oynatmıştır hormonlarımı ve beni bu hale getirmiştir...ya da biriktirdiklerim sığmamıştır içime...niye biriktiriyorsam, bana ne faydası varsa sanki??
bayram gelmiş neyime modumdayım...sabah uyandık, herkeste bir surat, ben söylemesem kimse kimsenin bayramını kutlamayacak evde...herkes birbirinden bıkmış sanki...ve yine babam yok, lanet olsun...annemle de tuhaf aramız 2 gün önce ettiğimiz kavgadan beri...ablamlar kendi havasında...sevdicek uzakta ailesinin yanında...zannımca bana katlanmanın son sınırına geldi...mutsuzlulğumdan, huzursuzluğumdan, kuruntularımdan  bıktı o da...zira ben de bıktım kendimden...bilerek isteyerek de bu hale gelmiyorum...hayat şartları, şartların farklılığı vs...
şimdi ben de istemez miydim normal bir ailem olsun mesela, benden sadece iyi olmamı bekleyen, benim psikolojimi yerlerde süründürmeyen...ben de isterdim etrafımdaki insanların bana huzur vermesini ve huzurlu olunca etrafıma huzur verebilmeyi...ama yok olmuyor işte...herşeye rağman herşeye şükür diyorum yine de ama olmuyor...şimdi şu an ihtiyacım olan tek şey şefkatlı bir omuzdu...yok, o da yok...kimsenin hayatı kimseye benzemiyor işte psikolojisinin de benzemediği gibi...yoruldum artık..içimde biriktirmekten yoruldum...bir gün çat diye düşüp ortadan ikiye yarılıcam sanırım...
birazdan geçer bu saatlerdir süren ağlama krizi sanırım, geriye de bana şişmiş gözler kalır...
bayram gelmiş, tatil başlamış, insanlar mutluymuş neyime....
herkese iyi bayramlar!
http://www.youtube.com/watch?v=EYY-gAIDSC4

25 Temmuz 2011 Pazartesi

yazma vakti...

Selamlar:)
Yazma vakti çoktan gelmiş geçiyormuş bile...yazacaklarım karışmış, çok ara vermişim...aslında hiçbir şey yok kaydadeğer ya da buraya yazmaya değer...her şey aynı...deli gibi çalışmaktayım mutlulukla, işleyen demir ışıldar misali...geçen yazlara oranla çok daha enerjik hissetsem de yine de vücut yorgunluk belirtileri gösteriyor arada...ama en azından anladım ki aylardır gittiğim EMDR, hipnoz ve sevdicek terapileri işe yaramış olacak ki haftada bir hastaneye gidip serum yemiyorum, çok şükür ki...
Her şey yolunda gibi, ya da sıradan gibi, ya da değil gibi, bilemiyorum, anlayamıyorum...ben her şey yolunda zannederken etrafımdakilere öyle değilmiş gibi geliyorken ben de şüphelere düşüyorum...bir baskı var üzerimde ailevi sebeplerden, ben olmamı engelliyor ve bununla savaşıyorum bir süredir...bir de pms var üstüne, ama sessizim, tepkisizim, güçlü ama dirençsizim ya da tam tersi...kafam net ama karışık...belki de yine yeni bir tatil lazım bana...ya da bir zaman tüneli...
Diyorum ya işte değişen bir şey yok...sevdiceğimi seviyorum...o hep olsun istiyorum...hayat aynı, ben aynı...ve bir tek ben aynı...daha uzun yazmak niyetindeyim bir ara...
iyi akşamlar canlar:)

14 Haziran 2011 Salı

hayır, isyan etmiyorum...

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba, kendime de merhaba ayrıca. Ben bir düşün içindeydim sanki 1 aydır ama bugün uyandım ve uyanınca gördüğüm şeyleri şimdi burada anlatınca eminim çok da iç açıcı bir post olmayacak en baştan söyleyeyim.

1 aydır gece gündüz sevdicekle beraberdim. Beraber uyuduk, beraber uyandık, beraber güldük, gezdik, tozduk, izin bitti çalışmaya başladık, ben ağladım, o kızdı, ben ağladım, o avuttu, o sinirlendi ben sustum, ama en güzeli sonuç olarak hep yanımda olmasıydı, hep elimi tutmasıydı. Tabii ki biz sürekli bir onda, bir bende kalıp evcilik oynarken annem burada değildi. Ablamın yanına gitmişti. Bu arada benim yine panik ataklar depreşti, bazı sağlık sorunları yaşadım. Yaşadım çünkü hayata, daha doğrusu kendi hayatıma tamamen konsantre olamıyorum ve olamadıkça herşeye bir kılıf çıkıyor maalesef hastalık olarak. Ama bu arada yakında gerçekten popomdon uydurmadığım bir rahatsızlık sebebiyle küçük bir operasyon geçiricem. Bu da canımı çok sıkıyor ama onu sonra anlatırım.

Ve ben rüyadan neden uyandım? Bugün annem yuvaya dönüş yaptı canlar. Gittim aldım ablamın yanından. Ama ben oraya en son ruhu azıcık da olsa genç olan bir yaşlı kadın bırakmışken, ruhu da kendi de çökmüş bir ihtiyar buldum. Daha eve gelmeden acile gittik. Tetkikler, testler, yine hastane, yine doktor. Dermanım kalmadı. Bu arada ben de şu sıra pek enerjik de sayılmam:S Annem hayata olan tüm bağlılığını kaybetmiş 1 ay içinde, içindeki tüm insan sevgisi gitmiş. Kendisi söyledi: "Seni de sevmiyorum, ablalarını da sevmiyorum, hiçbir şeyi sevmiyorum." diye. Onun için kendimi bu kadar çabalamamın ödülü olarak bir dayak yemediğim kaldı. Demek ki insan bazen annesinin ona olan sevgisini de kaybedebiliyormuş. Hayat tuhaf!

Bir tarafım "Heyyy, kendine gel, silkelen, ömrün geçiyor" diyor, bir yanım da "Ya sen silkelenirken evdeki yaşlı annene birşey olursa geri kalan ömrün boyunca vicdan azabı çekmez misin?" diye sorguluyor beni. İki ucu boklu değnek anlayacağınız. Biliyorum herkesin hayatı kendine kolay, kendine zor. Ama insan yine de bir yandaş istiyor yanına. Annesi bile "Seni sevmiyorum" diyebiliyorken sevdiceğinden "Seni seviyorum"u binlerce kez duymak istiyor. Evde yapamadığı nazı, etrafındakilere yapmaya çalışıyor çocukça. Ailesindekiler onu avutmayınca, biri elini tutsun, saçını okşasın avutsun istiyor. Yalnız olmak bazen güzel birşey ama en çok da bünye zayıfken çekilmiyor. .

Ben bugün böyle hallerdeyim işte. Allah daha büyük dert vermesin ve herşey olacağına varır diyerek avutmaya çalışıyorum kendimi. Ama insan yine de yıllardır kuramadağı hayalleri ya hiç kuramazsam diye korkuya kapılabiliyor...

Neyse, uzatmaya gerek yok...bu da şarkısı olan postun: http://www.youtube.com/watch?v=ppMkR0VCsuo

İyi geceler:)

30 Mayıs 2011 Pazartesi

korku!

Gerçekten kimse kimsenin herşeyi olamaz mıymış? Yoksa sadece akılda kalan bir şarkı sözünden mi ibaretmiş bu cümle? Bir gün herkes gidecek hayatımdan biliyorum. Koynunda ağladığım sevdicek olmayacak yanımda. Benim için endişelenen, canını bile verebilecek olan annem olamayacak. Başım sıkışınca konuşmak istediğim arkadaşlarım belki çok meşgul olacak. Ve aslında ne kadar yalnızız hepimiz işin özüne bakınca. Ne kadar da acı, ne kadar da buruk. Ağlasam ne fayda. O hep aradığım huzur saatlerden, günlerden, aylardan ibaret olmasa keşke varken, bulunca. Ve kaybetmek aklımın köşesinden bile geçmese ve kendimi bile kaybettirmese bana. Düşünmeden olmuyor. Hesap değil, kitap değil. İnsan kaybetmeyince, insan kaybetmekten de korkmaz tabii. Ama bir kere kaybedince, istediğin kadar unuttum de sildim de umrumda değil de yine de oradadır o acı. Kimsenin görmediği bir yerde. Saçım okşanınca unuturum belki, elim tutulunca daha az hatırlarım belki. Ama silinmez. Keşke geçmiş olmasa. Keşke korkularım olmasa. Ya bir gün...? diye başlayan endişelerim, sorularım olmasa. Keşke o hep burada olsa, hayatımda, yanımda. Olamaz mı? Bu kadar imkansız mı? Bu kadar kötü birşey mi umut etmek? Ve keşke korkmasam bu kadar düşünmekten. Keşke yormasam, yorulmasam. İçimde kocaman bir bulut...Bir dağılsa, nefes alabilir hale gelicem biliyorum. Sevdicek elimden tutup ben hep yanında olucam dese belki güneş parlayacak aradan. Ama bütün mesele hiç birşeyin garantisinin olmaması değil mi? Ne yazık! Hayal bile kurdurmuyor bu hayat bazen. Adamın içini kurutuyor!
Yine de bir umut var değil mi aklımız başımızda olduğu sürece. Peki ya o da giderse?
Şu da şarkısı olsun bu postun...
Hayır mutsuz değilim, sadece korkuyorum...

küçücükken...

Sevgili Mia Wallace ve Deep mimlemişler beni. Birazcık geç kaldım ama olsun şimdi cevaplıyorum:) Mim konusu Ben küçükken .......... sanıyordum.
Öncelikle şunu söylemeden geçemeyeceğim, ben çocukken çok salaktım ve bence bütün çocuklar salaktır. Sevimli ya da sinir bozucu bir salaklık olabilir bu orasına siz karar verin ama ben süzme salaktım. Mesela ben küçükken büyüklerin çok güçlü insanlar olduğunu sanıyordum. Onlara hiç zarar gelmez, hiç üzülmezler, hiç ağlamazlar sanıyordum ve hep bir an önce büyümek istiyordum. Ben küçükken iyi saat tosunları diye birşey var sanıyordum ve beni şu an hala güldürebilen birşeydir bu. Meğer öğrendim ki büyüyünce onlar tosun değil iyi saatte olsunlar imiş:)) Ben küçükken aya bakınca kaşı, gözü, ağzı, burnu var sanıyordum. Ben küçükken Allah'ın denizleri, okyanusları  kocaman sulara tuz karıştırarak yarattığına inanıyordum. Ben küçükken 30 yaşındaki insanları çok yaşlı sanıyordum. 
Şimdi dönüp bakınca o salaklığın altındaki saflığın ne kadar da bulunmaz birşey olduğunu düşünüyorum. Keşke hala bazı şeyleri hala bilmiyor sadece "sanıyor" olsaydım...
Mia ve Deep'e çok teşekkür ediyorum. 
Bu mimi de çocukluğunu özleyen herkese paslıyorum...

27 Mayıs 2011 Cuma

ne maceralar ne maceralar:))

Nihayet oturdum yazmaya:) Şu anda izinde olmama rağmen popomu yere koymak pek kısmet olamıyor bu ara. Haa bu durumdan şikayetçimiyim, değilim:) Ne de olsa 5 ay yeterince kış uykusu uyudum. Ve sevdicek geldi, bahar geldi, tatil geldi, izin geldi...Şimdi nerden başlasam, nasıl anlatsam diyorum. Fazla baymadan özet geçmeye çalışacağım kısmetse:))

Öncelikle sevdicek geldikten birkaç gün sonra Kaş'a gittik. Daha önce de gitmiştim oraya. O zaman Küçükçakıl'da kalmıştım. Bu defa Çukurbağ Yarımadasında huzur dolu, süper manzaralı, bir butik otelde kaldık.


Kaş'a bir kez daha aşık oldum. İnsana cidden huzur veren bir havası var. Gecenin bir köründe yatıp sabah daha kargalar bokunu yemeden doğal yollarla uyanmamdan anlayabiliriz bunu:) Gün boyu deniz, havuz, güneş, bulut derken akşamları da meydana gidip kendimizi balığa, karidese, kalamara verdik orada. Ve hayret ki o kadar içmeme rağmen midem tık demedi, takdir ettim kendisini. Kaldığımız otel Club Çapa diye bir oteldi. Havuzuna ve plajına bayıldık. Odalar da güzeldi. Yemekler lezzetliydi ve çok da pahalı değildi. Bence oraya gidilince tekrar kalınabilecek bir otel. Tavsiye ediyorum. Yani nitekim, Kaş'ta huzur bulduk. Liseli aşıklar gibi elele, diz dize, göz göze, son derece aşk dolu, harika 3 gün geçirdik.

Kaş'tan geldikten sonraki gün, yani Perşembe günü, müthiş bir olay gerçekleşti. Can dostum, burada da sürekli bahsettiğim F. arkadaşım doğum yaptı. Tombalak, yakışıklı, sevimli ve de ciddi:), nur topu gibi bir bebişleri oldu. Nasıl mutlu oldum, nasıl heyecanlandım anlatamam, kelimeler yetmez. Allah şansını açık eder, analı babalı büyütür inşallah. Canım arkadaşımın da yüzü hiç asılmaz bundan sonra...

Doğumun ertesi sabahı da sevdicekle Kıbrıs'a gittik. Kıbrıs'a da daha önce gitmiştim ama çok da birşey hatırlamıyordum açıkçası. O yüzden bu seferkini ilk sayıyorum. Orada Jasmine Court'ta kaldık. Devasa, çok güzel bir oteldi. Odaya bir girdik, 50-60 metrekare vardı zannımca ve sevdicekle o odada yaşayabileceğimize kanaat  getirdik:) Tabii oraya gidilir de Casinoya gidilmez mi? Gittik anacım da ben böyle şey görmedim hayatımda. Yemin ederim yüzde 85 kadın ve kadını bırak, yaş ortalaması 70. Hatta bazıları ölmüş haberleri yok, ama bastonlarıyla, birinin koluna girerek gelip psikopat gibi jackpot oynuyorlar. Ne paralar dönüyor, ne paralar... Biz tabii kumarhanede öyle çok para harcayacak tipler olmadığımız için toplam 80 liralık falan jeton aldık ve 30 lira kaybettik. Tabii o da kaybetmekse:) Çünkü şöyle oluyor, kumarhane sabah 11'de açılıyor. Biz gidiyorduk, saat 3 gibi. 30 lira yüklettiysen karta, yiyecek, içecek, sigara, hepsi parasız. Şunu getir diyorsun, geliyor. Zaten bir makinaya oturuyorsun en az 2 ssat kalkamıyorsun. Yani biz 30 lira kaybettik güya ama 200 liralık yiyip içmişizdir:)) Enteresan birşeymiş ama bu casino olayı. Ne dedikodular duyduk ne dedikodular ünlülerin kumar borçlarıyla ve beleşe vermek zorunda oldukları konserlerle ilgili. İşte insan miktarını bilmediği paralara sahip olunca demek ki kumar onların oyuncağı oluyor. Biz de lunaparktan jeton alır gibi jeton alıp sadece kendimizi eğlendirip güzel vakit geçiriyoruz. Ama hastalık haline getirenleri de Allah kurtarsın anacım. Kumarhane dışında da çok eğlendik Kıbrıs'ta. Benim orada üniversiteden sınıf arkadaşım olan çok çok yakın bir arkadaşım var Kıbrıslı. Sağolsun bizi gezdirdi, ağırladı. Bir gece the Meyhane diye bir yere gittik. Yemin ederim 50 çeşit meze yedim orada ve 2 gün mide spazmı geçirdim. Ama güzeldi. Kaleye gittik, Şehitliğe gittik, İngiliz Köyüne gittik. Velhasıl çok eğlendik, fakat ayaklarımıza kara sular da indi. Bu arada herkes Kıbrıs'a çok pahalı falan der ya yalan o ben size diyim. Bir kere süper yerlerde manyak gibi yiyip içip komik bir para ödüyorsun. Market desen öyle, taksi desen öyle. Arkadaşıma sordum ne pahalı burada diye domates dedi, oje dedi:)) Teallaaam:)) Hayır bir insan yılda maksimum kaç oje alır ki? Ben abartı bir durum göremedim yani. Bir de içki almaya niyetliydik. Siz siz olun Kıbrıs'a giderken sakın free shoptan içki almayın. Sigara ve parfüm tamam da içki almayın. Şehir içinde off licence dükkanlar var ve oradaki içkilerin fiyatları free shoptan çok çok daha ucuz. Bir sürü içki alıp toplam 150 lira falan verdik ve öyle dandik içkiler değil, tekila, vodka falan aldık bir ton. Aynılarını buradan alsak kafadan 300 lira verirdik. Şimdi geldik yavaştan tüketmeye çalışıyoruz kendilerini:)

Ve tatil bitti. İznim devam ediyor ama gezme olayına bir süreliğine ara verdik diyelim. Şimdi bol bol çalışıp bol bol para kazanmamız lazım ki yeni yerlere gidebilelim. Tatil süper geçti cidden. Sevdicek geldiğinden beri kuş gibiyim. Kendimi kendime dert etmiyorum. Keyfim yerinde. Bazen yüzüm düşüyor, enerjim azalıyor ama genel olarak mutluyum. Bol bol konuşuyoruz, bol bol geziyoruz, bol bol dinleniyoruz. Onun evini yeniledik mesela bu arada, çok yorulduk ama değdi, sevdicek çok mutlu oldu, ben de öyle. Şu an evcilik modundayız, bir onda bir bende kalıyoruz. İnsan gelgitler yaşıyor tabii arada en çok da konuştukça, sorgulayınca. O yüzden kendine kulak tıkaması en isabetli şey oluyor bazen. Ben de öyle yapıyorum. Kendi kendime kafamı birşeye takıp kendi keyfimi kaçırmamak için azarlıyorum sessizce içimi:)

İznim Cuma günü bitiyor ama dersim ayın 6sında başlayacak. Bu arada 2 arkadaşımın düğünü var pek yakında ve negzelin çılgınlar gibi elbise ve ayakkabı almaya niyeti var:)) Buraya yaz da geldi nihayet ve deniz sezonunu Kaş'ta açmış olmama rağmen, gelecek hafta sabahları denize girmek için sabırsızlanıyorum. Şu sıra günlerim dolu dolu olduğu için sıkılacak vaktim olmuyor ama EMDR'nin son seansına gitmem lazım bir ara. Ayrıca gidip yeni doğan 2 bebişi bol bol sevmem lazım. Teomancııımın yeni albümünü baştan sona güzelce dinlemem lazım. Sevdiceği bol bol öpüp koklamam lazım. Şu anda ablamın evinde ikamet eden anneciğimi gidip görmem lazım...Dedim ya ne maceralar ne maceralar:)) Enerjim olduğu müddetçe bana iş mi yok:))

Bloğu özledim. En kısa zamanda mimleri de cevaplayacağım. Ve şimdi sevdiceğe yemek yapmak için mutfağa doğru yol alacağım...Haftasonunuz/muz süper olur inşallah:)))
Hoçççakalın:)

25 Mayıs 2011 Çarşamba

kuş yuvaya döndü:))

Melabaaa,
Sanki yıllardır post yazmıyormuşum gibi hissettim. Arada girip baktım yazılarınıza, yorumlarınıza falan tabii yazamasam da:) En nihayetinde buradayım işte. Uzun uzun yazacak, anlatacak çok şey var canlar. Sevdicek, Kaş, Kıbrıs, tatil ve tatil psikolojisi vs. Hepsini yavaş yavaş yazıcam artık. Özledim buraları, sizleri...Kısaca, uzun zamandır hissetmediğim kadar iyiyim, endişesizim. Aptal rüyalarım bilinç altımın derinliklerinden çıkıp arada yer kaplıyor olsa da günümün içinde, yine de iyiyim. Canımı sıkan da yok, kafamı taktığım birşey de...Kendi kendime diyorum ki şu sıra yine kendim için, kafamı taksam ekime takmasam *ikime kadar:))
Ve devamı coming soon beybiler...
Görüşmek üzere:)

15 Mayıs 2011 Pazar

empati...

Bol atraksiyonlu, gezmeli tozmalı günler içindeyim...yarın başlayacak yolculuk silsilesi Haziran'a kadar bir müddet devam edecek...kendimi düşünecek vaktim yok...sevdicekle hasret giderme aşamasındayız, negzel:) hiç bitmesin:) kocaman bir doluluk hissi var şimdi içimde, ama rahatsız eden cinsinden değil, o eski boşluk gitti...büyük sevinçler, küçük hüzünler, büyük mutluluklar, küçük sinir bozuklukları yaşıyorum gün içinde...anlatmakla bitmez...
Ben birşeyler anlatmak istiyorum ama anlatamıyorum aslında bu gece...belki ilerleyen saatlerde, belki başka bir zaman...
Blogspot'a bir haller oldu birkaç gün önce ve son yazımdaki yorumlar silindi, sinir oldum...sonra başka bloglara baktım ki aynı sorun sanırım herkeste olmuş... ne yani, bu da yeni bir sansür uygulaması mı, ucundan mı gösteriyorlar acaba diye düşünmeden edemiyor insan...bu da ayrı bir paranoya, ayrı bir sıkıcı iş...
Şimdi ben anlatıyım esasen asıl yazmak istediğim, içimden gelen konuyu...benim bir erkek arkadaşım vardı. üniversite hazırlıktayken...6-7 ay sürmüş birşeydi. ayrı şehirlerde yaşıyorduk ama bir şekilde gidiyordu işte...sonra ne oldu hatırlamıyorum, ayrıldık. sonra karşılaştığımızda selamlaştık, hal hatır sorduk ve yolumuza devam ettik. sonra ben bu çocuğu, (tabii artık adam olmuş), bugün gittiğimiz bir alışveriş merkezinde gördüm, zerre birşey hissettiysem, içim cız ettiyse yarın uyanamıyım, hatta ailemdeki herkes de ölebilir. gördüm öyle işte sadece, tanımadığım insanlar gibi, yüzüne bakmak, konuşmak gelmedi içimden...sevdiceğimin elini hiç bırakmadım, yoluma devam ettim...şimdi ben eski bir erkek arkadaşımı gördüğümde bunu yapıyorsam isterim ki benim de sevdiceğim eski kız arkadaşını görünce 30 dakika, dünyadan, etraftaki insanlardan kopup beni de unutup ona dalmasın...ister istemez aynı mekanda bulunduğunda gözü ona kaymasın...isteyen kıskançlık desin, isteyen kaç yaşına gelmişsin neler kuruyorsun kafanda desin, zerre umrumda değil...zira biliyorum ki sevgilisini seven hiç bir insan evladı sevgilisinin eski sevgilisiyle muhattap olmak, onları bir arada veya değil iletişim halindeyken görmek istemez...yani sadece empati...birazcık empati...başka bi bok değil...kapris değil, huzur kaçırmak değil...eğer hayatımda bir insan varsa, Allah belamı versin dünyanın en yakışıklı adamı gelse içimden art niyetli bir şey geçirirsen, yüzüne bakarsam benim de yüzüme tükürsünler...ben hayatıma girmiş birini gördüğümde yanımdaki sevgilimin elini bırakmıyorsam, isterim ki benim yanımdaki adam da aynı şeyi yapsın...ha zaten yapmıyorsa gitsin o zaman eski sevgilisiyle beraber olmaya devam etsin, kendi bileceği iş...velhasıl, bunlar sinir bozucu, keyif kaçırıcı şeyler canlar...şuraya yazmaya bile değmeyecek, ama bir şekilde kusmadıkça da içimde patlayacağını bildiğim şeyler...ve kimsenin de benim şu anda sevdiceğe kavuşmakla yaşadığım saadetin ağzına sıçmaya hakkı yok diye düşünüyorum şu saatte...diyorum ya çok mutluyum, Allah nazardan saklasın, ama eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmenin de manası yok...bugün bitti...huzurla başladı, huzurla bitti...başında da sonunda da sevdicek vardı...ortasındakilerin taaaaaa ... . yarın yeni bir gün ve bu hafta süper geçecek eminim:) fırsat bulunca Kaş ve Kıbrıs maceralarımızı yazıcam:) Bize şimdiden iyi yolculuklar...
İyi geceler:))