29 Aralık 2010 Çarşamba

2011 gelirken...

Hayatımda aklıma gelmeyecek bi yerdeyim şu an, İskenderundayım...Yani bundan 3 hafta önce düşünemezdim bugün burada olacağımı, aklımın ucundan bile geçmezdi, ama kaderde 2010un son günlerini burada geçirmek varmış sevdicek için, ne değişik, negzel:)

2010 bitiyor, iyi günleriyle, kötü günleriyle, aldıklarıyla, verdikleriyle, aklımdan çıkmayacak ve de aklıma bir daha düşmeyecek anılarıyla geldi geçiyor...aslında yılbaşlarında 1 yaş daha yaşlandığım için bi tuhaf hissederim kendimi...yani bir gün şu yaştayım derken ertesi gün başka bir yaştayım demek ilginç geliyor ay hesabı yapmayan bir insan olduğumdan..o yüzden benim gözümde cumartesi günü 1 yaş daha büyümüş olucam...

2011 mucizeler getirmeyecek belki ama umutlu hissediyorum yine de kendimi...çok büyük beklentilerim yok, her zamanki şeyler aslında...ama galiba ilk defa bu yeni yılda en çok da kendim için birşeyler bekliyorum...kaygılarımdan kurtulmak istiyorum, hasta olmamak istiyorum, çalışmak ama kendimi çok yormamak istiyorum, sigarayı bırakmak, spora başlamak, 2 çürük dişimden kurtulmak ve bir de check up yaptırmak istiyorum...ailemde herkes kanserinden tutun tansiyona, diyabetten tutun mide rahatsızlıklarına kadar envai çeşit hastalıktan muzdarip olduğu için ben de onların yaşadıklarını yaşamamak için kendimi sağlama almak istiyorum bir bakıma, check up isteme sebebim de bundan...psikolojimin tekrar düzelmesini istiyorum, içimin rahat etmesini istiyorum, yazın sevdicekle tatile gitmek istiyorum, maddi durumumu düzeltmek, borçlarımdan kurtulmak istiyorum, arabamı değiştirmek istiyorum, para biriktirmeye başlamak istiyorum ve içimde istek, bedenimde güç olursa bütün bunları yapabileceğime inanıyorum...diyorum ya kendimden umutluyum...ailem için, sevgilim için de sağlık, huzur, mutluluk, bolluk bereket istiyorum, onların da gönüllerinden geçen herşey gerçeğe dönüşür inşallah...arkadaşlarım da mutlu olsunlar, canları acımasın istiyorum...ülkemiz için de kavgasız gürültüsüz savaşsız felaketsiz bir 2011 diliyorum...herkesin kardeş kardeş yaşamasını kimsenin başkasının tavuğuna kışt dememesini umuyorum...(çok sevgi pıtırcığı bir insan gibi hissettim kendimi böyle yazınca, ben bahsetmem genelde böyle şeylerden ya....)

Sonuç olarak 2010 gider, 2011 gelir, 12 ay sonra o da gider yenisi gelir...her yıl bir öncekinden daha iyi olur inşallah...Allahım benden sevdiğim hiç kimseyi almasın, içimden yaşama sevincimi de eksik etmesin yeter ki özetle...Silik değil, güzellikleriyle hatırlanan bir yıl olsun bu yıl...Kendimi çok seveceğim, herşeyin hepimiz için süper olacağı huzur dolu bir yıl diliyorum...

Hoşgelmiş, sefa getirmiş 2011...

heyecan dorukta...

Heyecan dorukta, paniğe-atağa da devam maalesef...Sevdicekle yanyana değiliz şu an ama aynı denize bakıyoruz, aynı rüzgardan üşüyoruz, çünkü aynı şehirdeyiz.Bu sabah çok uzun sürmese de yorucu olan bir yolculuğun ardından sevgilimin bulunduğu il sınırlarına girebildim:)Yarın bu saatlerde geri dönüyor olacağız hatta beraberce...bu gece nasıl geçecek bilmiyorum...sırf asker aileleriyle dolu olan bir otelde kalıyorum bir başıma...her 15 dakikada bir elektrik gidiyor, internet gidiyor ve 5 dakika içinde jeneratör devreye giriyor..tuhaf yani..hep böyle mi ki acaba yoksa benim şansıma mı bilemedim...ekşide birisi buranın insanlarının kabasaba insanlar olduklarını yazmıştı ama geldiğimden beri hiç böyle bir manzarayla karşılaşmadım..herkes gayet candan, gayet iyi niyetli ve buralara yabancı olan bendenize yardımcı olmak için takla atar pozisyonda, sevdim yani insanları..kaldığım otel de güzel, hatta eminim yazları süper oluyordur, harika bir manzarası var, odam da kocaman...sıkıntılı bir durum yok yani...sıkıntılı olan benim..şu kalp çarpıntısından, mide bulantısından fenalık geldi...bir an önce düzelmek istiyorum, yalnız kalmak korkutucu geliyor...sevdiceğin yanında da aynı şekilde tedirgin hissediyor olursam bu sefer de acaba başka bir şeyim mi var diye endişelenmeye başlayacağım...ama şimdi böyle düşünüp kendime negatif şeyleri çağırmak istemiyorum...bu gece bi geçsin, sabah sevdiceği bir göreyim, süpersonik enerjik ve mutlu bir insan olucam inşallah:) ama gerçekten çok çok heyecanlıyım...Allahım nolur bu gece çabuk geçsin, en büyük asker benim askere bir an önce sarılayım:)

28 Aralık 2010 Salı

2010 biterken...

2010 kaosla başlamıştı benim için. Güruh halinde eğlenme ve yılbaşını kutlama amaçlı toplandığımız arkadaşlarımın evinde gecenin büyük bir çoğunluğunu (eski) kocama sinir olarak geçirmiş hatta boşanacağımızı da ilk o gece hissetmiştim, anlamıştım...O zamanlar benim sevdiceğimle daha yeni yeni arkadaş olmaya başlıyorduk ki şu anda 2010un yılbaşı diyince onun ve benim bir başka arkadaşımın arasında olan ve o gece başlayan yakınlaşmayı kıskanıyor olacağımı tahmin bile edemezdim...Hayat bir tuhaf gerçekten, sürekli test ediyor şu aciz bünyelerimizi...kiminle, nerede, ne zaman, ne şekilde yakınlaşacağımızı ya da kimden nasıl, ne şekilde uzaklaşabileceğimizi tahmin edemiyoruz önceden...tahmin edebiliyor olsaydık zaten insanlara yaklaşımımız çok daha farklı olurdu diye düşünüyorum...neyse...2010un bana verdiği en iyi şey sevdicek oldu...mayıs ayına kadar geçirdiğim buhranlı dönemi onun sayesinde atlattım, eski neşeli hallerime onun sayesinde döndüm diyebilirim...günlerim onunla beraberken hep dolu dolu geçti...ona aşık olmaya başladığım zamanları hatırlıyorum.. kesin bir tarih yok elbette ama haziran ayında efes sokağına takıldığımız, uzun yürüyüşlere çıktığımız, bol sohbetli gecelerden birine tekabül ediyor olsa gerek midemde kelebeklerin uçuşmaya başladığı, "acaba ne zaman elimi tutacak" diye heyecan yaptığım zamanlar...güzel zamanlardı, güzel gecelerdi, onunla olduğum her an olduğu gibi...2010un yaz ayında çook ama çok çalıştım, yine aralarda gidip serumlar yedim...arkadaşlarla bol bol vakit geçirmenin yanısıra aile saadetinden de geri kalmadım, annemle, ablamlarla çokça vakit geçirdim...boşanmam bu yılın aile içindeki en büyük krizi oldu..önce karar vermek, sonra açıklama yapmak, fikre alışmak, mahkemeyi beklemek, ve sonunda 5 saniyede bekarlığa geri dönmek benden daha çok annem için sorun oldu...sonuç olarak onu da atlattık...arkadaşlarımdan E. evlendi. ve F. ise hamile, umduklarını buldular yani bu yıldan, ne mutlu onlara...düşünüyorum...çok büyük bir acı yaşamamışım Allaha çok şükür, sağlık problemlerimiz olmamış...genel itibarı ile yılın büyük kısmını mutlu mesut geçirmişim hatta, negzel:) 2010 kendisinden dilediğim sağlık ve huzuru vermiş yani bana, sağolsun...

Yılın son haftasına girmişken içimde nedenini sürekli sorguladığım bir huzursuzluk var. Cumartesi günü musallat olan baş dönmesi, mide bulantısı, bayılma hissi, kaçma duygusu, yerimde duramama, olduğum yere sığamama, daralma hisleri nedense peşimi bırakmadı hala...ve bu 1 değil 2 değil, yıllardır ara ara yaşadığım bir durum...doktorun da dediği gibi panik atak geçiriyorum farkında olmadan, adını koymadan ve daha önce kullandığım sakinleştirici bitkisel haplara, çaylara yeniden başlamam gerekiyor, ya da psikoloğumun kollarına atıcam kendimi tekrardan...psikiyatra gitmek ve anti-depresan kullanmak oldum olası korkutmuştur beni, bu yüzden psikolog ve sarıkantaron ikilisini tercih ediyorum...böyle hissetmemin sebeplerini de biliyorum aslında; sevdiceğin yanımda olmaması, hergün dışarıda aktivite halinde bulunulan 6 aydan sonra dışarı çıkmadan evde oturmak (ki çıkmak içimden hiç gelmiyor), 3 gün sonra sevdiceği görecek olmanın heyecanı, bilmemkaçıncı kere olsa da uçağa binecek olmanın heyecanı, 2 haftadır aralıksız olarak ders yapıyor olmam, anneme sevdiceğimin sevdiceğim olduğunu söylemek istemek ama bir türlü söyleyememek, vs vs...biliyorum, bir gitsem yanına, bir görsem onu, bir sarılsam boynuna bütün acılarım dinecek ama çok sabırsızım sanırım, gün yaklaştıkça elim ayağım kesiliyor, vücudumun envai çeşit yerinde daha önce hiç hissetmediğim ağrılar beliriyor...sevdiceğim burada olsa ilacım olurdu biliyorum, bu ruh hallerine hiç girmez, kendim için endişeleniyor olmazdım da...bi sarıldım mı ona tüm derdimi tasamı da unuturdum giderdi...ama maalesef kollarında şifa bulmam için sadece 2 günümüz var, sonrası yine yolculuk, yine bekleyiş ve yine kavuşmak için kurulan hayaller...o hayatımda olsun da ben bunların hepsine de razıyım...

Bu yılın en kaydadeğer şeyi sevdicek olduğu için, neyden bahsetsem sonu hep ona dokunuyor...yeni yılla ilgili beklentilerimin, hayallerimin tam ortasında da o var zaten...onlar da belki yarın belki yarından da yakın bloğumda yerlerini alacaklar zaten...

Sağlık ve huzur için dua edip yatıcam yine bu gece...çünkü bu ikisi bende ve etrafımda olunca panik ataksız, endişesiz, mutlu bir insan olabiliyorum...

Sevdiceğe kavuşmaya kalan gün sayısı:3, Bünyedeki heyecan durumu: 1.0000000000000000000000000000
İyi geceler...

26 Aralık 2010 Pazar

sevdiceğe 5 gün kala...

Sevdiceğimin mektubu geldi bugün.Okudum, kokladım, dokundum, kağıdı gazetenin üstüne koyuşunu, kalemi tutuşunu, aklından, kalbinden geçirdiklerini hayal ettim, tekrar okudum...Canım o benim, yaşama sevincim. Koalası olmama 5 gün kaldı. İçim içme sığmıyor kavuşacağımız anı düşününce, hele ki yeni yıla beraber gireceğimizi bilmek beni çocuklar gibi şen yapıyor...

Bu hafta çok yoğun geçti...telafi dersleri bitmedi, saatler uzadıkça uzadı, sanırım biraz fazla hırpaladım kendimi, sevdiceğimden yoksunluğun verdiği moral bozukluğuyla da 2 saat önce kendimi hastanede buldum yine:S Dün geceden beri hiç iyi hissetmiyordum kendimi. Bugün de yine 7 saat ders yaptım o yorgunluk ve bitkinlikle. Başım o kadar çok döndü, midem o kadar bulandı, kulaklarım o kadar tıkandı ki her an bayılabilirim korkusuyla kendimi acil servise attım. 1 iğne yapıp, bir nevi panik atak geçirdiğimi ve stresten olduğunu söyleyip, bol sıvı içip dinlenip rahatlamamı tavsiye ederek gönderdiler. İğnenin etkisiyle sanırım şu an aptal gibiyim.Harflerin yerini zor buluyorum klavyede, gözlerim kapanıyor uykudan.Hemen yatıp sabah sağlam bir şekilde derse gitmeyi umuyorum.Yarından sonra ders yoğunluğum biraz azalacak. En azından 2 haftasonum boş olacak. Yılbaşında, sevdicek-aile-arkadaş saadeti yapıcaz bizim evde...bu yıl beni yordu ama son anda sevdiceğimi göndererek dünyanın en mutlu insanı etti beni...

Yeni yıl dileklerimle en kısa zamanda burada olacağım tekrar...sevdiceğe kavuşmama 5 gün kala, şimdilik bu kadar...

22 Aralık 2010 Çarşamba

Oley:)))

Nasıl mutluyum anlatamam..Çarşamba günlerini hiç sevmem. Herkeste Pazartesi sendromu vardır ama ben de Çarşamba sendromu mevcut. Çarşamba çarşafa dolanır, nemrut uyanırım, haftanın en uzun, en anlamsız, en bitmez günüdür sanki...ama bugün öyle değil:) Akşam saatlerinde işten çıkmıştım ki sevgilim aradı:) Öncelikle geriye kalan 135 gününü İstanbulda geçirecekmiş...uzak ama en azından gidip gelmesi uçakla 1 saat bişey:) Ayrıca ailesine de çok yakın:) Çok sevindim bu habere..Ve asıl bomba yeni yıla sevgilimle giriyorum:))))Oley:) İstanbula gitmeden önce 2 gün boşluğu olacakmış, zaten ben yanına gidiyorum haftaya, yılbaşından 1 gün önce beraber dönücez buraya ve yeni yıla beraber giricez:) Allah sesimi duydu, dualarımı kabul etti:) Çooook ama çok mutluyum:) Yılbaşı böyle başlayacaksa, bu yıl herşey süper olacak demektir:) 2 saat öncesine kadar yılbaşı benim için hiçbir şey ifade etmiyordu takvim değişikliğinden başka ama şu an gelmesini iple çekiyorum:) Evet evet 2011 süper olacak:)
Teşekkürler Allahım:)
Teşekkürler sevgilime izin verenler:)
İyi akşamlar:)

20 Aralık 2010 Pazartesi

147

Günler geçiyor ama çok yavaş bir şekilde...sevdicek gideli 8 gün oldu...içimde kocaman bir boşluk var...hala herşey, gittiği ilk günkü kadar anlamsız ama bu anlamsızlığa da alışmaya başlıyor gibiyim...günlerin çabucak akıp geçmesini istiyorum...mesela hemen ayın 30u gelsin ve ben onu göreyim...o görüşmeden sonraki amacım da artık her ne zaman mümkün olacaksa hafta sonu olsun, onun yanına gidebileyim olacak...gün saymaktan başka birşey de yaptığım yok..işe gidiyorum geliyorum, puzzle yapıyorum, gece mektup yazıyorum, sonra yine sabah oluyor oh be 1 gün daha bitti diyorum...yeni yıl da yaklaşıyor...neyleyim ben sevdiceksiz girilecek yılbaşını:S
o gitti ya yarı'm da gitti işte yazık ki...
ama söylemiştim depresyona girmicem diye, girmedim de...salak gibiyim ama iyiyim...
Bu şarkı da sevgilime gelsin...(en azından nakaratı)
http://fizy.com/#s/1lvibc

17 Aralık 2010 Cuma

Fırtınanın ardından...

Doğduğumdan beri bu şehirde yaşıyorum, çok yağmur gördüm, çok fırtına gördüm...ama dün geceki gibisini gerçekten görmedim...gökten tanımlanamayan birşey yağdı resmen anasını satıyım, hem de dikey değil yatay olarak...1 odayı tamamen, 1 odayı da kısmen su bastı...televizyon sesine tahammülü olmayan ben, gece 2'de neredeyse son ses televizyon izliyordum dışardan gelen gürültüleri, ve arka odanın esneyen camlarının sesini duymayayım diye...sonra da korkudan sızıp kalmışım...sabahsa günlük güneşlik, ama savaştan çıkmış hissi ve görüntüsü veren bir şehre uyandık şehircek...resmen fahişe gibi buranın havası...

Mahkemenin rehavetini attım üstümden.İçimdeki o tanımlayamadığım sıkıntı da geçti hatta...Sevdiceğim günde 2 kere arıyor ve onunla konuştuktan sonraki mutluluk hissiyatım beni gün ve gece boyunca idare ediyor, avutuyor. Ayın 30unda gelmeyin diyor ama onu dinlemeye niyetim yok...Yılbaşı öncesi onu görmem, azıcık da olsa özlem gidermem lazım ki bu da beni bir süre idare etsin..ta ki haftasonu izinleri başlayana kadar...Sevgilimin yokluğunda onu ne kadar çok sevdiğimi, onsuz herşeyin ne kadar anlamsız olduğunu anlıyorum...Kimseyle birşeyler paylaşmak gelmiyor içimden...hep yüzeysel muhabbetler içerisindeyiz...herkesin derdi başka, beklentisi başka...yapacak birşey yok..kimsenin benimle oturup sürekli sevgilimle ilgili özlemimi dile getirişimi, hayatımın o olmayınca ne kadar boş bir hale geldiğini anlatmamı dinlemesini ya da beni anlamasını bekleyemem... o yüzden ben de buraya yazıyorum, mail atıyorum ona... belki 2 hafta sonra okuma imkanı bulur diye..zaten sonra da mektuplar başlayacak...

Yeni yıl yaklaştıkça nedense yeni yıldan beklentilerim de artıyor...sanki Aralık ayı bitti mi Mayıs'a kadar olan zaman çabucak geçecekmiş gibi geliyor...1 Ocakta 14 senelik sigara içme maceramın sonuna gelmeyi umuyorum mesela. Uzun zamandır sırf korkumdan ihmal ettiğim dişçime gitmek istiyorum. Spora başlamak istiyorum yeniden. Mayıs'a kadar çok çalışmak istiyorum. Çalışırken zaman daha çabuk geçiyor çünkü.Sevgilim geldiği zaman da vaktimin tümünü onunla geçirmek istiyorum. Yeni yılda kendim için, ailem için, sevdiklerim için daha birçok dileğim var ama onları anlatmaya daha vakit var...

Sonuç olarak, sevgilimi seviyorum, onun da beni sevdiğini biliyorum, ben sağlıklıyım, ailem sağlıklı...fırtınalar da olmasa, kazasız belasız atlatsak şu kışı daha da memnun olucam...

İyi geceler:)

16 Aralık 2010 Perşembe

fırtına...

Yine geldi kara kış...fırtına, yağmur, çamur, soğuk...en kötüsü de fırtınanın evin içinde çınlayan, evi korku tüneline çeviren gürültüsü, uğultusu...sevgilim burada olsaydı belki sevebilirdim fırtınayı bile...aynı sayesinde kar'ı sevdiğim gibi...fırtınalı gecelerde boynuna sarılıp avunma ihtimalim olurdu, kollarında unuturdum korkumu belki de...evet çok korkuyorum fırtınadan, denize çok yakın bir evde oturduğumuz için bir sokak arkada yaprak kıpırdamıyorken en ufak bir rüzgarda bizim ev yerinden sallanıyor resmen...bu da benim için yatağımda yatamamak, sürekli camdan dışarıyı seyretmek ve uykusuz bir gece anlamına geliyor...sanırım bu gece de o gecelerden biri...evet şu anda içimde fırtına korkusu var ama 1 saat önce sevgilimle konuştuğum için de çok mutluyum bir yandan...onu çok özlüyorum ve önümüzdeki 151 gün hemencik bitsin diye her eksilen gün yatağıma girdiğimde "oh be 1 gün daha geçti" diye gülümsüyorum kendi kendime...canım benim...dün rüyamda gördüm onu, o da beni görmüş..kalp kalbe karşıymış negzel:)
sevgilimi beklemek dışında yaptığım bir şey yok şu günlerde...hatta yapmam gereken işleri, gitmem gereken doktorları da salakça bahanelerle erteliyorum...herşeyi yeni yıla bırakıyorum...yeni yıl güzel olacak evet..en çok da 17 mayıstan sonrası..bol bol hayallerim var ve umutluyum...
Allahım nolur fırtına bir an önce dursun, sevgilim beni hergün 2 kere arayabilmeye devam etsin, ve kışlar çabucak geçsin. Amin.
İyi akşamlar...

14 Aralık 2010 Salı

the end.

Anılar, düğünler, aileler, beklemeler, bekletmeler, hayaller, umutlar, öfkeler, içerlemeler, fotoğraflar, kıyafetler, tatiller, iyi günler, kötü günler, İstanbul, havaalanları, sitemler, istemler, telefonlar ve aklımda kalan ama içimde kalmayan tüm şeylerle birlikte bugün 5 saniye içinde boşandım. 5 yıl 4 aylık bir maceranın sonuna gelmiş olduk böylece. İyi niyetlerle, arkadaşça, küsmeden, kavga etmeden bitirmek de iyi birşeymiş...birbirimize hayatlarımızda iyi şanslar dileyip ikimiz için de en hayırlısı olmasını umarak ayrıldık...gerçekten de isterim ki seveceği, sevilebileceği kendisi gibi iyi kalpli bir insanla karşılaşsın ve çok geç olmadan da baba olsun, herşey gönlünce olsun...benim de yeniden döndüğüm tek soyadlı hayatım bana iyilikler ve huzur getirsin...evet gerçekten tek istediğim şey bu hayattan..kocaman bir huzur yumağının içinde, içim rahat olarak yaşamak...Son sözüm ikimizin de yolu açık olsun.

Bu arada kalan gün sayısı 153...
İyi geceler...

12 Aralık 2010 Pazar

özledim

Pazar, saat 5 buçuk...Biz bu saatlerde napardık? Akşam için plan yapıyor olurduk. 1 saat sonra da buluşurduk...Yoksun, buluşmuyoruz...İçim daralıyor...Senden başka kimseyi de görmek istemiyor canım. Yarım saat önce işim bitti, öğrencimin evimden gitmesi bile gözlerimi doldurdu...Dersten başka hiçbir amacım olmadığı için gitmesini bile istemedim. İşi olmasa uyuyana kadar ders yapabilirdim hatta o derece..
Hiçbir şeyin anlamı yok, herşey, herkes anlamını kaybetti...Gözyaşlarım hala bitmedi, çok sensizim...
Bugün sesini duydum, sanki aylardır duymuyormuşum gibi..Telefonu kapattım, yine gözlerim doldu...
Buraya yazacak kaydadeğer hiçbir şey yok hayatımda senin dışında...
Sanırım seni bir süre göremeyeceğim, sana bir süre ulaşamayacağım fikrine alışına kadar da böyle olacak yazacaklarım..Sonuçta içimde ne varsa onu yazıyorum, uydurmuyorum...
Özledim hem de çok...

5 ay 5 gün = 155

Ruh gibiyim. Elim ayağım tutmuyor, midemde geçmeyen bir sancı var. Yarım şişe gaviscon içtim nerdeyse bana mısın demedi. Sıkıntıdan olsa gerek. Sevgilim gitti. Dün benden gitmişti, bugün de ailesinden gitti. Şu anda yolda. Bir de üstüne üstlük kar kapattı yolları. Umarım yolda kalmaz 13-14 saatte. Onu en yakın 7 Ocakta görebilicem sanırım. Ona da razıyım. Yeter ki göreyim, göreyim ki dayanmak kolaylaşsın birazcık.
Kimseyi görmek istemiyorum. Kimseyle konuşamıyorum. Birisi onun adını bile ansa gözlerim doluyor. Biliyorum belki de salaklık yapıyorum, sonuçta 5 ay 5 gün dedik ya...Ama ne biliyim işte, günler hiç geçmeyecekmiş gibi geliyor. Teselli sözleri duymak da istemiyorum. Çünkü teselli verenlerin hiçbiri sevgilisini bu kadar süreliğine bir yere uğurlamadı. Benim ne hissettiğimi anlamalarını da beklemiyorum ama sağolsunlar yine de...
Çok yağmur var burada 2 gündür. Sanki hava bile onun gidişine ağlıyor, klasiktir böyle demek de olsun yine diyorum. Benim de içim ağlıyor, tutamıyorum kendimi, ağzımı açsam yaş akıyor gözümden, hatta açmama bile gerek yokmuş yazarken bile akabiliyormuş. Evde doya doya ağlayamadığım için çıktım bugün akşam 8e doğru evden. Sevgilim 9a doğru otobüse binecekti ve binmeden önce son kez konuşacaktık ve ben yine ağlayacaktım. O yüzden çıktım. Bindim arabaya, bu soğukta gidebileceğim en uzak yere kadar gittim sağdan sağdan, söylediğimiz şarkıları dinleye dinleye, ağlaya ağlaya. İçim boşaldı. Konuştuk, ağlama dedi sevgilim, gelicem dedi, yapma böyle dedi. Yapmam dedim ama olmadı, telefonu kapatıp ağlamaya devam ettim. 1 buçuk saat kadar sonra eve geldiğimde biraz sakinleşmiştim. Sevgilim de hava muhalefetinden dolayı otobüse binememişti henüz. Geldim, büyük bir hışımla gardırobu indirdim. Neden hıncımı hep gardıroptan alıyorum onu da anlamış değilim. Benin ağlama dolabım da orası olsa gerek. Sevgilim otobüse binmeden aradı son kez, ağlamadım bu defa. Vedalaştık. Sonra yine bir hışımla döktüğüm kıyafetleri toplayıp yerlerinde hiçbir değişiklik yapmadan dolaba tıkıştırdım. Gitmişti işte..şimdi ise benim içimden gelen tek şey, beni yoldan aramasını, varınca aramasını, orada olduğu sürece arayabildiğince aramasını beklemek. Başka da hiçbir heves yok içimde.
Neden mi bu kadar çok üzülüyorum? En yakın arkadaşlarım bile anlamıyor ya anlatayım o zaman...Sonuçta yakın arkadaşlarımın da bir özel hayatı var, belki net olarak bilemeyebilirler hislerimi, her saat beraber değiliz ya ne de olsa...Haziran ayının başından beri -ki o zaman bir ilişkimiz de yoktu- sevgilim beni hiç yalnız bırakmadı.Yani sadece fiziki olarak değil manevi olarak da yalnız bırakmadı. Kimseye anlatamadığım şeyleri ona anlattım, ondan hiçbir şey saklamadım, ailemi anlattım, kendimi anlattım, dertlerimi paylaştım, o da hep dinledi, omzunu gösterdi bana dayanmam için, ağlamam için, psikoloğum oldu, sırdaşım oldu, dostum oldu, herşeyim oldu, bana bahaneler sunmadı, benden kaçmadı. Sadece ağlamadık tabii, çok da eğlendik, çok da güldük, birbirimizle dalga geçtik, birbirimizle eğlendik, arkadaşlarımızla eğlendik, gezdik, tozduk, her gün yapacak yeni bir şey bulduk, sıkılmadık hiç...Ve şimdi ben derin bir çukura düştüm sanki o gidince. Onun gelip beni kurtarmasını bekleyeceğim şimdi sabırla. Günler çabuk geçsin, sevgilim sağsalim evine dönsün diye dua ederek. Evet kötü bir yere gitmedi neyse ki doğuştan şanslı bir insan olduğu için şükür ki..Ama 155 gün yok mu? Yok işte arkadaşım...
Belki abarttığımı düşünen olur, belki arabeskleştiğimi. Çok da umrumda değil. Benim kendimle ve onunla ne yaşadığımı yine ben bilirim. Benim için "içli" diyen de yine sevgilimdir...Ben onu özlerim çünkü o bunu hakediyor, aynı beklenmeyi de hakettiği gibi...
Onu çok seviyorum ve şimdiden çok özlüyorum...

http://www.youtube.com/watch?v=-uAm2VSyPvg

Allahım nolur sevgilim kar mağduru olmadan gideceği yere varsın, bir de 155 gün çabuk geçsin...

10 Aralık 2010 Cuma

gitti

Saat 17:40'tı. O gitti, bir yanım gitti, omuzlarım çöktü, boğazım düğümlendi...o gitti...5 ay 5 günmüş...ben onsuz  5 güne bile dayanamam ki...yazamıyorum, konuşamıyorum..bi uyusam, bi uyansam ve gelse....koca bir mevsim sonra değil de yarın gelse mesela...
Üzgünüm..hem de çok...

7 Aralık 2010 Salı

kusmuk.

Baştan söyliyim çok dağınık bi post olucak....

Öncelikle evet şüphe insanın içini kemirir, uyutmaz, nefes aldırmaz hatta bazen de...şüphenin ilacı da kanımca güvenmektir, inanmaktır çok da sorgulamadan..benden şüphe edilmesine sebep olacak birşey yaptığımı düşünmüyorum hayatım boyunca...ben kartlarım açık oynarım hep ki çoğunlukla başıma bu bela olur...sonuç olarak birşey varsa vardır yoksa da yoktur benim için...belirsizliklerden nefret ederim...birinden herhangi bir sebeple şüphe ediyorsam istemeden soğurum, çünkü demek ki o kişi bana güven telkin etmiyordur...güven vermeyen insan durumuna düşmemek için de hiç düşünmeden herşeyimi sererim sevdiklerimin önüne ki benim onların benden beklemeyeceği hareketleri yapmayacağımı anlasınlar, bilsinler diye...bilsinler ki utanıp kendileri de yapmasınlar..aslında biraz da danışıklı dövüş gibi...

Bunun dışında ben şimdiye kadar kimseyi askere göndermedim, zaten yakın ailemde 1 erkek var, o da henüz gitmedi, hiçbir erkek arkadaşımı da göndermedim..şimdi ise sevgilim askere gidiyor...sadece 4 günü kaldı...endişelerini, sıkıntılarını, içine attıklarını anlıyorum, gözlerinden okuyorum, söylemek isteyipte söyleyemediklerini, nereye gidicem, kaç ay gidicem sorularının içini nasıl da kemirdiğini biliyorum...empati yapabiliyorum sonuçta öküz değilim...herşeyi bırakıp 6 ay ya da (Allah korusun) 12 ay istemeden yeni bir ortama girecek olmak en çok da insanın psikolojisini yıkar diye düşünüyorum..sonuçta elin kolun bağlı, yapacak birşey yok, itiraz etme hakkın yok, beğenmeme lüksün yok, geride bıraktıklarını beraberinde götürme şansın yok, ayrıca döndüğünde olacak hiçbir şeyin garantisi yok...hiçbir şeyin garantisi olmasa da bilsin istiyorum ki onu bekleyecek bir sevgilisinin olma garantisi var...ben oyun oynadığımızı, birbirimizi avuttuğumuzu, öylesine vakit geçirip gönül eğlendirdiğimizi düşünmüyorum...ve bunların bilinciyle de aman sevgilim gitsin de ben de rahata kavuşayım, gezeyim tozayım diye düşünmüyorum...sonuçta beklemeyi bilen bi insanım ki bunu da 4 yıl boyunca evli olduğum adamın birgün yanıma taşınma ihtimaliyle avunup, beklememden anlayabiliyoruz...eğer sevgilimin de bu konuyla ilgili bir endişesi varsa olmasın istiyorum...en azından zaten şu anda aklını, ruhunu kurtlar kemiriyorken bir de beni dert etmesin, benden şüphe duymasın istiyorum...bana söylemiyor, belki bana kızıyor...söylemezse söylemesin, kızarsa da kızsın ama yeter ki bana güvensin...giderayak ondan başka birşey istemiyorum..haa kendi kendime gelin güvey oluyorsam onu da söylesin...sonuçta "aşkım seni çok seviyorum" dendiğinde "tamam aşkım" demek ekşide "seni seviyorum cümlesine verilecek en kötü cevaplar" entrylerine girecek niteliktedir diye düşünüyorum...

Ayrıca bir insan bir insanın hayatına sevgili olarak girdiyse artık ondan onula birlikte olduğu süre boyunca, onunla bir ilişki yaşamaya başlamadan önce ne yapıyorsa aynısını yapmaya devam etmesi beklenemez....birlikte oldukları süre boyunca da hatta ayrıldıktan sonra da kimse eski hayatına kaldığı yerden devam edemez...o zaman beraber olduğu kişiye ayıp etmiş, onu etkisiz eleman yerine koymuş olur diye düşünüyorum...sevgililer birbirlerinin hayatlarını bir şekilde etkiler, birbirlerine alışır, birbirlerine birşeyler katar ya da birbirlerinden birşeyler alır götürür...o alıp götürdükleri şeyler her nereye giderlerse onlarla birlikte gelir...bence işte bu yüzdendir ki her ilişki insanı biraz daha büyütür...ben sevgilime hayatımda sanki bir ekstraymış muamelesi yapamam...çünkü o benim hayatımın tam ortasına girer yerleşir....o yüzden de şimdi sevgilim gittiğinde sanki hayatıma hiç girmemiş gibi kaldığım yerden devam edemem...sevgilimin bana sorduğu ve o an boğazımda kelimelerin düğümlenmesi sebebiyle cevaplayamadığım soruyu da buradan cevaplamış olayım...sevgilimden önce napıyordum? bkz. gelmeyen, beni salak yerine koyan, masallarla avutan kocayı bekliyordum, evden çıkmıyordum, sürekli depresyona girip çıkıyordum onun yerine, ne yaptığını, hayattan ne beklediğini bilemez, yolunu kaybetmiş, tutunacak dal arayan bir insan olup çıkmıştım...şimdi yine öyle mi olayım yani? yani o gidince ben kaldığım yerden devam mı edeyim? etmiyorum arkadaşım! oturur sevgilimi bekler, arada arkadaşlarımla buluşur, bol kitap okur, bol puzzle yapar evde otururum ama yine de depresyona girmem, girmiycem! hatta bundan 7 gün sonra boşanıyor olsam da, kimse boşanmak için evlenmiyor olsa da ve ben yine de boşanıyor olsam da, boşandığım gün kendimle birlikte annemi de avutacak olsam da, hatta boşandığım gün yanımda başımı omzuna koyup ağlayacak birisi olmasa da, hatta madem bu kadar istiyorsun boşanmayı ne diye ağlıcan o zaman diye soran olsa da ve hatta ayrıyetten sürekli anlattığın bi sevgilin var zaten kınamalarına karşı benim de savunmam "ulan hangi kadın hangi kocasının 4-5 yıl boyunca, emekli olunca taşınırım yanına, varsın 25 yılımız ayrı geçsin cümlelerine gerizekalı gibi evet neden olmasın yeter ki eninde sonunda bir araya gelelim diye saf saf inanır ki" olsa da, duvarlardan kaldırılan resimler, gardıroptan çıkarılıp bavula yerleştirilen kıyafetler, paylaşılan ıvır zıvırlar, son karşılamalar, son uğurlamalar her ne kadar beni hüzünlendirecekse de, bir de onun üstüne gerizekalı insanlara gerizekalı rolü yapmak, çaktırmamak zorunda olduğum için sevgilim bilmemkaç aylığına burdan giderken ona sarılıp öpemeyeceksem de, ağlasam da soranlara "canım arkadaşım gitti vah tüh" diye ayak yapmak zorunda olacaksam da, ayrıca psikolojisi çok sağlam olan bir insan olmasam da yine de depresyona girmicem işte..burdan bana söz!

Ayrıca da ben bencil bir insan değilim..keşke olsaydım anasını satıyım..keşke kendimi düşünseydim sadece..
Ayrıca evet herkes yalnız, gerçekten yalnızız, beraberken bile yalnız herkes ne acı ki...
Ayrıca depresyona girmemeyi gerçekten canı gönülden istiyorum...Allah bana yardım etsin lütfen...insan hiç geçmeyecek sandığı ne acılar yaşıyor da hepsini atlatabiliyor burnu sürtüle sürtüle, canı yana yana...
Ayrıca artık insanların içinde sevgilime arkadaşım gibi davranmaktan sıkıldım...s.kerim ben böyle işi anasını satıyım...nereye kadar...seviyorum işte ulan! kime ne?...
Ayrıca yine söylüyorum 40 yaşına gelmiş ama kendini genç kız sanan evli barklı çorlu çocuklu salak kadınların triplerini sevmiyorum...
Ayrıca ben 40 yaşıma geldiğimde kedi köpek manyağı olmuş, birsürü sevgili eskitmiş, kendini işine adamış, yalnız kalmış, tekrar evlenmemiş ezik bir kadın olmak istemiyorum...aile her zaman iyidir...
Ayrıca kimin ne derdi varsa, öğrenmek istediği ne varsa sorsun, söylesin, ima etmesin daralıyorum...
Ayrıca içimde neden bi öfke var anlamaya çalışırken farkettim ki yaşamakta olduğum şeylere isyan halindeyim de ondan...
Ayrıca yine de şanslı bi insan olduğumu düşünüyorum...
Kusmuk gibi bi yazı oldu işte söylemiştim..oraya, buraya, herkese bulaştım...en çok da kendime...
Kusura bakmayın...
İyi geceler!

6 Aralık 2010 Pazartesi

bir damla gözyaşı...

Yine bi Teoman şarkısı takıldı kalbime, ruh halime en uygunundan...


tüm kaybolanlar 
kaybolmuşlara rastlarsa 
zamanın birinde
tek bir damla gözyaşım 
göle düşerse 
ellerimden kayıp gidince 
bir uyansam, uyansam, uyansam uykumdan 

bir damla gözyaşı 
bir damla var elimde 
bir damla gözyaşı 
bir damla ellerimde 

sonunda görürüz belki 
sen de ben de uçsuz bucaksızız 
bu yalnız şehirde 
yaşam sevincin duruyor mu hala içinde 
sustun konuşmadın sözcükler bitince 
bir uyansam, uyansam, uyansam uykumdan 

bir damla gözyaşı 
bir damla var elimde 
bir damla gözyaşı 
bir damla ellerimde

http://www.dailymotion.com/video/xfdxht_teoman-bir-damla-gozyayy_music

3 Aralık 2010 Cuma

arabesk-marabesk

Bugün sevdiceğimin doğum günü..gece 12den beri kutlamalar devam etmekte...onun nasıl da mutlu olduğunu gözlerindeki ışıltıdan anlamak güzel...insanların onu ne kadar çok sevdiğini görmek de güzel..ama kimse benden çok sevmesin...
Gitmesine tam 1 hafta kaldı..bunu düşünmekten başka hiçbir şeyle uğraşamıyorum...hatta bununla da bilinçli olarak uğraşmıyorum ama aklıma başka hiçbir şey girmiyor..odaklandım kaldım bu konuya...gece yatarken, sabah uyanınca, günün her saatinde, her anında aklımda sadece bu var...onunla 1 dakika bile daha fazla beraber olabilmek için dünyaları yakacak durumdayım...başka da birşey umrumda değil...
Sevdiceğim sınav için 2 günlüğüne gitmişti burdan...O 2 günde bile çok özledim onu...sonra onun stresten kaynaklanan geçmek bilmeyen baş ağrısı benim de canımı yaktı...akşam dışarı çıktık...ondan, benden,  kalbimizdeki böcüklerden, eskilerden konuştuk..arabesk ruh hallerine boğuldum....çıkamıyorum da...insanlara bas bas bağırmak istiyorum sevgilimi bana bırakın sadece diye, hatta önce "var ya bu şahsiyet benim sevgilim" demek istiyorum...bla bla bla..her istediğimiz olmuyor işte...bu kadar basit bişey bile boğazında yumru olup kalıveriyor bazen insanın...insan bazen içi içine sığmazken, mutluluktan, heyecandan bağırıp çağırmak isterken donuk donuk bakmak, zaten çoktandır bildiği hikayeleri dinlerken ilk defa duyuyormuş gibi yapmak zorunda kalıyor...
Kolay değil gerçekten..şimdi şimdi daha iyi anlıyorum...hislerini özgürce yaşayamamak, diline ayar çekmek, tüm hissettiklerinin içinde patlaması zor...ama keşke gitmese de bunlara da razı olsam...keşke gitmese...

30 Kasım 2010 Salı

sana gitme demeyeceğim ama o değil de gitme!

Kanadım kırılacak gibi sanki sen gidince, elim ayağım tutmayacak ve düşeceğim yere, kaldıran da olmayacak, yerlerde sürüneceğim sen gelene kadar...işte tam da böyle hissediyorum...göğsünde, boynunda salya sümük olma sebebim de bu...hayatımdan kimse gitmedi mi, gitti elbet..ben kimsenin hayatından gitmedim mi, onu da yaptım evet ama herşey kötü giderken, hiç umut yokken, çekilmez hale gelmişken yaşananlar geride kaldım ya da geride bıraktım hep...bir sebebi, bir anlamı vardı ayrılıkların da, öyle olması gerekiyordu, oldu....Ama şimdi, manasızca seni gitmeye mecbur bırakan ve benim de burada senden mahrum olmama sebep olan ve kim bilir belki günlerce, aylarca sesini bile duyamayacağım, senden haber bile alamayacağım bu zorunlu ayrılık belimi büküyor, hevesimi kırıyor, gözümdeki ışığı söndürüyor...her geçen gün senin de yüzüne yerleşen umutsuzluğu, dudaklarını büzmeni, yaşama sevincinin azalmasını, enerjinin yavaş yavaş düşmesini görmek içimi acıtıyor, elimi kolumu bağlıyor...sana doyamamışken, yaşadığımız şehrin sınırları içinde göğsümüzü gere gere elele tutuşup yürüyememişken, beraberce bir kışı geçirememişken, karda üşümemişken, gitmek istediğimiz yerlere gidememişken daha bir de "aman insanlar anlamasın" baskısıyla seni uçağa bindirirken bile doya doya ağlamaktan acizken, yıllar sonra ilk defa hayal kurmaya başlamışken seninle, ben gerçekten sen olmadan ne yapacağımı bilemez haldeyim...sadece kendini düşünüyorsun diye geçirme içinden sakın..senin orada neler yapacağını da düşünmüyor değilim...ama sen bulunduğu ortama kolayca adapte olabilen, havada karada arkadaş edinebilen, insanlara tahammülü olan, kendini her şekilde mutlu etmeyi bilen bir yapıya sahip olduğun için belki orada bile huzuru bulabileceksin...hatta belki değil bence kesinlikle eğlenceli bir deneyim olacaktır senin için...yeni insanlar tanımış, bol anı biriktirmiş bir insan olarak da geri döneceksin hayırlısıyla...yine kendime döneyim...yerlerde sürüneceğim sen gelene kadar dedim ama sürünmeyeceğimi biliyoruz elbette..bu sadece işin hissiyat kısmı...hayat devam edecek; hergün işe gidilecek, işten dönülecek, arada eş dostla görüşülecek, belli bir süre sonra belki senden gelecek bir telefon beklenecek vs vs....ama sanki bir yanım eksik olacak, aklım sende, kalbim seninle olacak...ilk başlarda herşey daha da zor olacak benim için ki biliyorsun 14ünde yanımda da olamayacaksın...bir başıma kalıcam, aynen senden önce olduğu gibi...sayende hafifleyen yüklerim de tekrar omzuma binecek ve "nerde kalmıştık" diyerek gördüğüm rüyadan çat diye uyanıcam..sanırım işte en çok da bu durumu istemediğim için zor geliyor bu ayrılık...
Başka şeyler de var aklımda dönüşünle ilgili...onlar için de kaygılarım, soru işaretlerim, endişelerim var hayallerin yanı sıra...belki başka bir zaman da onları anlatırım...içimdekiler böyle, tam da tahmin edebileceğin gibi...

bu şarkı da bugün omzunda ağlarken çalıyordu fonda...sana gelsin... http://fizy.com/#s/1fk31a

Gidiyor ellerin , gidiyor sesin ,gidiyor nefesim 
Ama hepsinden önce sen gidiyorsun 

Gidiyor yarınım ,gidiyor evvelim ,yaşamım sebebim gidiyor 
Ama hepsinden önce sen gidiyorsun 

Kalıyor yastığıma sinmiş kokun 
Kalıyor sevişmelerimizin son şahidi 
Sen gidiyorsun 

Gitmek tüm kalanları yanında götürmekmiş 
Ben bilmem ,sen bilirsin elbet 
Sen gidiyorsun 

Dur! dur! gitme bir bakış borcun var bana son gidişinden 
Vur, kır, parcala sen kazan bu aşkı ama 
Bırak benim olsun harcanacak son kursunlar 
Sen yaz , sen oyna kalan tüm perdeleri ama 
Bırak benim olsun bize dair bütün alkışlar

29 Kasım 2010 Pazartesi

böyleyken böyle...

İnişli çıkışlı ruh halleri içindeyim....Mutluluk-mutsuzluk, huzur-huzursuzluk, rahatlık-rahatsızlık, vs. hepsini gün içinde değişik anlarda hissediyorum ilginç bir şekilde...alışığım bu hallerime, çevremdekiler de alışık neyse ki kimse yadırgamıyor...
Sevdiceğin gitmesine 10 gün kaldı...düşündükçe boğazıma, kalbime bir yumru otuyor, nefes alamayacak gibi oluyorum...yani bir an geliyor, nasıl olacak, günler nasıl geçecek, nasıl alışıcam bilemiyorum....sonra diyorum ki kendime sayılı gün çabuk geçer..hani çocuklar kandırılır ya "yatcaz kalkcaz yatcaz kalkcaz şunu yapıcaz" diye, ben de öyle avutuyorum kendimi "işe gidicez gelicez çalışıcaz yaz gelicek sevdicek de gelicek" diye...ama yine de zor tabi benim için...neredeyse 7 aydır her allahın günü beraberiz, iş yerinde, evde, dışarda, tatilde, gece gündüz...ne biliyim işte zor yani...çok şey var içimde ama yazamıyorum, konuşamıyorum..yazdıkça, konuştukça kendimi daha da üzecekmişim gibi geliyor, sonra içime atmanın daha da zor olduğunu hatırlıyorum...ama yakında yazıcam sanırım, hatta hüznümü kusucam...işte..böyleyken böyle...
Yeni bir hafta daha başlıyor...geçen hafta çoook sıkıntılıydım nedense...hatta bikaç kişiyi boğazlamadığım için kendilerini şanslı bile hissetsinler ki neyse geçti gitti..umarım huzurlu, mutlu ve çabuk bitmeyen bir hafta olur (çünkü sevdiceğim gidecek ya) ve en başta bahsettiğim hissiyatların sadece olumlu olanlarıyla dolu olur...
İyi haftalar...

23 Kasım 2010 Salı

salya-sümük haller...

Sabahtan beri aklımda eve gelip bişeyler yazmak varken, başlamak üzere bilgisayarın başına oturup boş boş ekrana bakıp tırnak yemek çok salakça..sanırım bunamaya başladım erkenden ya da ne anlatacağımı, nasıl anlatacağımı toparlayamıyorum kafamda..sayfayı sürekli yenile yapıp duruyorum mal mal sanki ilham gelecekmiş gibi...7 gün mal gibi yatmış olmaktan mıdır, bir de bunu üstüne günlerden pazartesi olmasından mıdır, yoksa 9 saat uyuyup semirmiş olmamdan mıdır bilemem günüm gayet enerjisiz ve de sönük geçti...ha ben biliyorum sebepler arasında yine dolunayın bünyemdeki negatif etkisi de var tabii ki...

Birkaç ay önce 500 Days of Summer diye bir film izlemiştim...filmde Expectations vs Reality diye bir bölüm vardı..aklımda kaç gündür o sahneler var...beklentilerim ya da yaşamak istediklerimle yaşamakta olduğum gerçekler birbirinden o kadar farklı ki ve ne yazık ki ikisini birbirine yaklaştırmak için bile elimden hiçbir şey gelmiyor...belki bir gün herşey benim istediğim gibi olur, belki birgün ben de herşeyi kendi istediğim için/gibi  yaşarım diye umutlanmaktan başka birşey yok elimde avucumda..ve umutlarımın sürekli olarak umut halinde kaldığını, gerçeğe bir türlü dönüşemediğini görmek yaşama sevincimi azaltıyor, umutlarım, hayallerim bir bir içimde kalan uktelere dönüşüyor..anlatamadığım, konuşamadığım çok şey var içimde..istemediğimden değil anlaşılamayacağımı, kimsenin kendini benim yerime koyamayacağını ve benim gibi düşünemeyeceğini bildiğim için anlatasım da gelmiyor zaten...sağolsunlar elbette ki dertleştiğim 1-2 insan ve sevdicek var etrafımda ama hepsiyle de yaşadığımız hayat, sorumluluklarımız, zorunluluklarımız, beklentilerimiz, bulunduğumuz konum o kadar farklı ki onlara da hak veriyorum beni teselli etmek için "evet negzel senin de zor tabii durumun ama sen güçlü bi insansın, hem bak şuyun var buyun var şükret" dedikleri zaman..ne desinler ki, ne bekliyorum ki zaten..benim yerimde olmadıkları için, her sabah gözlerini açtıklarında aynı evde yaşadıkları ve onları doğuran insan için endişelenmek, her adımlarını o insana göre atmak zorunda olmadıkları için onları suçlayamam ki... biliyorum ki benim iyiliğimi istiyorlar ama ben onlar gibi kuşlar, böcekler, hayat, yaşamak ne güzel, haydi kırlara koşalım modunda olamıyorum her zaman...ha olmak istemez miyim? isterim tabii ki kim istemez ki ama işte herkes aynı şartlar altında yarışmıyor...bazen hayat bazı insanlara torpil yapıyor...kıskanıyor muyum? evet.

Anlaşıldığı üzere bendeniz bugün gayet depresif, umutsuz ve iş yerinde de çok yorulduğum için enerjisiz moddayım...böyle olunca da kendi kendimi sağlığımdan da ediyorum, bir baş dönmesi ve ağrısı musallat oluyor anlamsızca...aklımda yine acıklı, ağlamaklı, sümüklü şarkılar var..ışın karacayı ağzını açtığında kafam içine sığacakmış gibi geldiği ve çok çığırdığı için hiç haz etmem ama arka arkaya Tutunamadım dinliyorum 1 saattir falan ama sırf 1 dizesi için "Tutunamadım, doğduğum şehirlere"...evet, ara sıra tutunamıyorum hiçbir yere, elim kayıyor hayattan düşecekmiş gibi oluyorum ama sonra birşey ya da birisi tutup çekiyor, kurtarıyor beni...şanslı bir insanım ya Allah beni yerden yere çarpmıyor çok şükür...ama yine de diyorum ki keşke hayattan beklentilerim ve yaşamakta olduğum gerçekler bu kadar çakışmasa, birazcık bari örtüşse birbiriyle..sanırım o zaman daha mutlu, daha rahat hareket edebilen bir insan olurdum...o günler de gelir elbet...

hayatımın şarkılarından biri...  http://fizy.com/#s/16o70y


Hey you, out there in the cold
Getting lonely, getting old 
Can you feel me?
Hey you, standing in the aisles
With itchy feet and fading smiles 
Can you feel me?
Hey you, don't help them to bury the light
Don't give in without a fight.

Hey you, out there on your own
Sitting naked by the phone 
Would you touch me?
Hey you, with your ear against the wall
Waiting for someone to call out 
Would you touch me?
Hey you, would you help me to carry the stone?
OPEN YOUR HEART, I'M COMING HOME.


But it was only fantasy.
The wall was too high, 
As you can see.
No matter how he tried, 
He could not break free.
And the worms ate into his brain.

Hey you, out there on the road
always doing what you're told, 
Can you help me?
Hey you, out there beyond the wall,
Breaking bottles in the hall, 
Can you help me?
Hey you, don't tell me there's no hope at all
TOGETHER WE STAND, DIVIDED WE FALL...


İyi geceler...

18 Kasım 2010 Perşembe

cenin pozisyonu almak?

* her türlü yüksek sese maruz kalmaktan nefret ediyorum.
* bana laf sokulmasından nefret ediyorum.
* gerçekten "tatil" olmayan tatillerden hoşlanmıyorum.
* insanları mutlu etmeye çalışırken mutsuz olmaktan ve çabalarımın boşa gitmesinden nefret ediyorum.
* zorunlu ayrılıklardan nefret ediyorum.
* tatile gitmek amaçlı değilse, erken kalkmaktan nefret ediyorum.
* kafa karıştırmayı ve kafamın karıştırılmasını hiç sevmiyorum.
* hayat felsefesi "saldım çayıra mevlam kayıra" olan insanları sevmiyorum, sevmeme sebebim kıskançlık da olabilir.
* bana sürekli ahkam kesmeye çalışan insanları bir kaşık suda boğasım geliyor.
* mutlu olmayı bilmeyen, her daim suratı asık olan mutsuz insanlarla bir arada olmayı sevmiyorum.
* şu anda, burada, manasızca ve zorunlu bir şekilde bulunuyor olduğum için daralıyorum.
şu anın ve sağımda, solumda oturan insanların karşına geçip uzanıp cenin pozisyonu alsam bana bir huzur verirler mi acaba bir süre sadece sessizlikte tek başıma kalmak istediğimi anlayıp?
nitekim az kaldı "yangın var" diye bağırıcam a dostlar...bi susun!

dedi ki...

dedi ki, ben ailenin en şanslısıymışım en küçüğü olduğum için...iyi bi işim varmış, istediğim zaman tatil yapabiliyormuşum, annemle beraber yaşıyormuşum, birsürü iyi arkadaşım varmış, sıkılacak vaktim yokmuş, "canım istediğinde" koca boşama lüksüm varmış, "çok iyi" para kazanıyormuşum, yediğim önümde yemediğim arkamdaymış, çoluğum çocuğum yokmuş, sorumluluğum yokmuş...yazık diyorum başka da bişey demiyorum..bütün bunların varlığının ya da yokluğunun benim ailenin en küçük kızı olmamla ne alakası var bi anlayabilsem...içi beni dışı seni yakar...
hiç güleceğim yoktu yeminle...hahay...nerde benim buzlu bademim?

15 Kasım 2010 Pazartesi

bayram öncesi Külkedisi...


Bayram öncesi, geç kalkılmış, işe gidilmemiş, temizlikçi abla bu hafta gelemediği için deliler gibi temizlik yapılmış, sadece sigara almak için dışarı çıkılmış, bol bol sevdicek düşünülmüş, özlenmiş hatta kokusu burunda tütmüş bir gün...aslında manasız bir gün...ne zamandır temizlik yapmamıştım ve temizlik yapmanın kafamı nasıl boşalttığını, bana terapi gibi geldiğini unutmuşum. Bugün 4 saat süreyle bunu hatırlamam ve bu zaman zarfında hiçbir şey düşünmediğimi, dert etmediğimi fark etmem güzel oldu. Böyle de psikopat bir insanım işte, elimdeki elektrik süpürgesinden, toz bezinden ve viledadan zevk alabilen, içine Külkedisi kaçmış bir insanım...

Dün, üniversiteden bir arkadaşım buraya geldi annesi ve kocasıyla birlikte.Gündüz ve gece 2 seans halinde onlarlaydık F ile...Aradan onca yıl geçmiş ve son görüşmemizden beri 4 yıldan fazla olmuş olmasına rağmen hala aynı şeylere gülüyor olabilmek, hayatlarımızı kaldığı yerden özet geçmek ve geleceğe dair görüşme buluşma planları yapmak güzel...Yalnız bir şey var bize büyüdüğümüzü, artık üniversite yıllarındaki umarsız delidolu insanlar olmadığımızı hatırlatan; artık eskisi gibi kahkahalar atamıyoruz...Hepimizin omzuna çökmüş hayatın ağırlığı...yine de yerine yenilerini çok da koyamadığımız eski dostlarla bir arada olmak, konuşmak, hatırlamak güzel...

Sevdicek, ailesinin yanına gitti bayram dolayısıyla...ben de onu özlemekle meşgulüm bir yandan...aslında 20 gün sonra başlayacak 6 aylık yokluğuna prova yapıyorum sanki...gerçi o zaman bir müddet telefon kullanamayacağı için sesini bile duyamayacağım ama herşeye alışıldığı gibi buna da alışacağız artık..sonuçta yapacak birşey yoksa kabullenmekten başka seçenek de kalmıyor sanırım...bekleyeceğiz, göreceğiz birlikte olamadığımız günlerin nasıl geçeceğini ve inşallah ayrı yerlerde aynı planları yapıyor, aynı hayalleri kuruyor olacağız sonrası için, sonramız için...

Şu sıralar para pul sorunlarımı dert eder oldum...kafamda sürekli hesap kitap yapıyorum. İnsan ne kadar çok para kazanırsa o kadar çok gideri mi oluyor bunu anlamaya çalışıyorum ve acaba ben para harcama konusunda nerede hata yapıyorum diye hayıflanıyorum..Tabii "amaaaan tek derdimiz para olsun, yeter ki gönüllerimiz hoş olsun" moduna da giriyorum arada ama yok yani...dert edilecek boyuta gelmiş durumda benim bütçe, acilen birşeyler yapmam, durumu düzeltmem lazım...yoksa bu gidişin sonu son değil...ha öte yandan "daha ne kadar fazla çalışabilirim ki?" sorusunu da sormuyor değilim kendime...neyse can sıkıcı bir konu ve yazdıkça da içim daralıyor...

Yarın bayram. Geçen bayramı Ankara'daki ablamın yanında geçirmiştim, bu bayramı da buradaki ablamın yanında geçireceğim...yine aile saadeti, yine gezme tozma yok yani...ama yine de iyidir bayramlar benim gözümde.."ayyy bayramlar ne sıkıcı" vs diyen insanlara da kızıyorum ayrıca...sonuçta sevdiğin insanlarla olursun bir şekilde ya da olamıyorsan da sevdiğin birşeyler yaparsın tatil olduğu için, haa hiçbir şey yapamıyorsan evinde oturur kafa dinlersin...yani her halükarda sıradan günlerden daha iyidir...tabii geçen bayramı da aile eşrafıyla birlikte geçirdiğim için gönül isterdi ki şöyle güzel bir yere gideyim sevdicekle ve arkadaşlarımla, kafamı dinliyeyim, vereyim enerjiyi toprağa...ama elimde olmayan sebeplerden dolayı olamadı...inşallah gelecek seneye, önceden yapılmış planlarla, eğlenceli bayramlar geçirebilirim..nitekim evde yapılan her el öpme seremonisi bana daha sabahın ilk saatlerinde babamı hatırlatıyor ve içimi buruyor...öyle ezik büzük oluveriyorum bir anda, bayramın ilk günü de öyle geçiyor...neyse...

Herkes, istediği şekilde ve istediği kişilerle mutlu ve huzurlu bir bayram geçirir umarım, zorunluluktan değil, içten geldiği için yapılır yapılacaklar inşallah...

İyi bayramlar...

9 Kasım 2010 Salı

vesaire vesaire...

2010 yılı 32. ya da 31. her neyse doğum günümü kutlama şenlikleri dün gece saat 01:30 itibarıyla sona ermiş bulunuyor. Sevilen 7-8 arkadaşla hoşbeş, 2 adet doğum günü pastası, birazcık bira, bol gülme krizi, onlarca yeni yaş dileği ve tebriği, ve iğrenç seslerimizle yaptığımız karaokelerle girdim yeni yaşıma...Yapımda ve yayında emeği geçen herkese bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum...Umarım bu yıl geçen yıllardan çok daha güzel olacak...

Bütün yazı kah orada(http://www.olymposorangepension.com/), kah şurada(http://www.thesugarbeachclub.com/) poposunu yere koymadan geçiren bünyem bugün itibarıyla yerinde sabit durmaktan sıkılmaya başladı. 7 gün çalışıyor olmam bir yana gezecek para pul da yok zaten şu sıra. Bundan dolayı da kooooskoca bayram tatilini de çoook yakın bir yerde, ablamın yanında geçireceğim sevdicekten uzak bir şekilde. Gezme olmayacak ama eminim bol bol dinlenme fırsatım olacaktır...Ama benim yine de içimde uzaklara gitme, yeni yerler görme, ya da eskileri tekrar görme, eski arkadaşlarımla buluşma, bol bol çene çalma bir de bissürü alışveriş yapma isteği var...bu aralar hiçbirini yapabilme ihtimalim ve imkanım yok ya ondan olsa gerek bu istekler:S

Uzun zaman sonra akşam evde oturuyorum bugün, sokağa adımımı bile atmadım işten geldiğimden beri..ayağımı uzatıp televizyon izlemeyi, puzzle yapmayı, hatta sürekli "televizyonun sesini kıs" dediğim için annemle didişmeyi bile unutacakmışım nerdeyse..o yüzden 1 günlük evhali molası iyi oldu..oldu olmasına da tam da sıkılmaya başlamamla aynı güne denk gelmesi sıkıntımın daha da artmasına ve sabah olsa da işe gitsek moduna geçmeme birazcık da olsa sebep olmadı değil...

Kasım aynın ilk haftasının bitmesiyle birlikte sevdiceğin de gitmesine 1 aydan daha az bir süre kaldı. O da şu sıralar buralardan gitme, uzaklaşma istekleri, halleri içerisinde..hatta gideceği yerin ve gitmesinin kendisine iyi geleceğini düşünüyor. O daha iyi hissedecekse eğer ben de onunla aynı fikirdeyim. Belki de yenilenmesi için bir fırsat olacak onun için, hayatını düzene sokabilmesi için bir başlangıç olacak. Ve o daha iyi olursa ben de daha iyi olucam..yani belki de bu zorunlu gidiş ona yarayacak, o da bana yarayacak...Daha önce de söylediğim gibi büyük bir boşluk olacak benim için, ben de kendimi işe, güce, eve, spora ve bir iki kankama vereceğim bu arada ve onun gibi ben de yenilenmeyi deneyeceğim...umarım döndüğünde herşey şu ankinden çok daha iyi ve rahat olur ikimiz için...

Sonuç olarak "iyiyim ben hep aynı şeyler işte" ama iyi anlamda...2-3 gündür mutsuz olduğum toplam süre 5 dakikayı geçmez...umutlu olduğum için huzurluyum sanırım...bir de sabırlı olduğum söyleniyor şu sıra, belki de ondan dolayı iyiyimdir...vs.vs...

İyi geceler...

8 Kasım 2010 Pazartesi

doğum günü şeysi:)

Eveeeet bugün benim doğum günüm, sarhoş da değilim yasta da değilim çok şükür...hatta içimde doğum günlerimde senelerdir olmayan manasız bir sevinç var. Oysa ki 32 yaşına giriyor olmanın pek de heyecanlanacak bir yanı olmasa gerek...mutlu başlıyorum yeni yaşıma çünkü sevdiceğim bana en sürprizlisinden mini bir pasta kesme töreni düzenlemiş..ben de ağzım kulaklarımda kestim pastamı, sarıldım boyunlarına sevdicekle ev arkadaşının sonra da ayaklarım kıçıma vura vura geldim evime..gelince de içimdeki neşeyle sarıldım anneciğimin boynuna iyi ki beni doğurmuşsun diye:) en kısa sürede sevdiceğimin aldığı puzzle yapılacak ve yatağımın sağ duvarındaki yerini alacaktır (ben hep sağımdan kalkarım, kalkınca ilk onu göreyim:).

Veee 31 yaşımın bana getirdiklerinden ve benden götürdüklerinden bahsetmek istemiyorum. Pozitif girmek istiyorum yeni yaşıma..hiç dilemediğim kadar dilek diliyorum, ve bir sürü hayal kuruyorum bu gece:) Mesela çok sağlıklı ve huzurlu olayım, ailem ve tüm sevdiğim insanlar da öyle olsun, keyfimiz yerinde olsun yani...bol bol gezeyim, bol bol eğleneyim, içimde sıkıntılar, endişeler, kalp kırıklıkları olmasın, beklenilecekler çabuk dönsün, havalar çok soğumasın, fırtınalar olmasın, enerjim bitmesin, sevdiklerim hep elimin altında, sağımda, solumda, yamacımda olsun..mutlu olayım işte kısacası, çocuklar gibi şen olayım, içim rahat olsun istiyorum 32. yaşta...

O değil de geldim bir yaşın daha sonunaaa şaka maka...kah güldüm, kah eğlendim, kah ağladım, kah sızlandım...kalbimizde sevgi pıtırcıkları, içimizde kelebekler oldukça ne önemi var ki yaşın...

doğum günüm kutlu olsun, yukarıdakilere de selam olsun...

Şu da bana gelsin bu gece,
http://fizy.com/#s/125yik

2 Kasım 2010 Salı

bırak yaa...


İnsan her yeni gün hayattan yeni birşey öğrenirmiş ya güya "Yaa bırak yaa" demek istiyorum bana birşey öğretecek olan hayata (ahanda resimde de prens, rapunzele diyor sanırım bunu)...öğreneceğim herşey öğrendiklerimin tekrarı sanki...gözümü kapatınca hayal kuramamam da bundan olsa gerek...ha gözüm açıkken de kuramıyorum zaten o ayrı...yine klasik haller, hallenmeler...biraz önce pencereden eğilmiş aşağı, yukarı, sağa, sola bakarken buldum kendimi...aklıma bugün yan binanın en üst katından düşen ya da atlayan kız geldi...görmedim ama duydum, bütün mahalle bunu konuşuyor yazık...yaşayanın değeri var mı ki ölenin olsun...sonra iş yerimin eski binası çarptı gözüme..sigara içtiğimiz balkonu, çalıştığımız ofisin yanan ışığını gördüm, sonra o zamanlar en iyi arkadaşım olan şahsiyetsiz şahsiyetin bana ne oyunlar oynadığını, arkamdan ne dolaplar çevirdiğini ve tüm bunları öğrendiğim günleri hatırladım..canım sıkıldı, içeri girdim...


hayat tuhaf diyorum hep, çünkü benim ruhum tuhaf...zor insan, zor kadın ayakları yapmaya gerek yok ama beni anlamak da zor -ki zaten anlamaya çalışan da yok, anlaşılmayı bekleyen de yok ayrıca-...birgün sevdiğim birşeye ("şey"e yalnız, "kişi"ye değil) ertesi gün yabancılaşıyorum ya da nefret ediyorum dediğim birşeyden bir anda haz etmeye başlıyorum..konsantrasyon bozukluğu yaşıyorum, odaklanamıyorum ya da takılıp kalıyorum birşeye saatler, günler boyunca, kafamda doğuruyorum, büyütüyorum, sonra da öldürüyorum herkesten habersiz...sonra da aklımı başıma toplayıp düşünüyorum, bir "yaa bırak yaa" çekiyorum aynaya karşı kendime..."koy g*tüne rahvan gitsin" diyorum bir de üstüne...nev-i şahsına münhasır bir insanım azizim, herkes gibi..kim kime benziyor ki zaten...benzemesin de.

postu saat 6 civarı yazmaya başlayıp yarım bırakmıştım...şimdi okudum da böyle bir isyankar çıkmış sesim,  aman yanlış anlaşılmasın kimseye, hiçbir şeye bir tavrım yok, hatta benim zaten bir tavrım da yok...sitemim de yok istemim de yok, kimseyle bir alıp veremediğim de yok, hatta bugün herkesi seviyorum bile...benim rapunzel olasım var bugün sadece....kuleden kurtarılmayı bekliyorum, pis cadı prensimi kandırıyor, ben çöllere düşüyorum, kör prensim beni buluyor, gözyaşlarım gözlerine akıyor, prensim görmeye başlıyor ve sonra arkamızdan "and they lived happily ever after" diyorlar bugün...aman da aman...


vallahi birşey de içmedim, bu doğal kafam...şöyle güzelce içip kafayı bulmayalı da çok oldu zaten...ama bugün ortamı olsa içilirmiş sanki, hatta çok da eğlenirmişim gibi geliyor....aman ben böyle der der yine içemem, hemen midem bulanır zaten..neyse içememek de güzel hem...
şu an karar verdim, dümdüz bir insanım ben...herkes kadar salak, herkes kadar akıllıyım...ha ama bu postun sonu nereye gidecek onu kestiremiyorum şu an...neyse, şu an mutluyum...kısacası galiba bugün de mutluydum...saçmalama sebebim bugün de bu olsun...(herşeye bir sebebim vardı ya hani)
iyi geceler...
bugün tarafımdan hep bu şarkı dinlendi http://fizy.com/#s/18gfaj

31 Ekim 2010 Pazar

"ne diyorduk"

Haftasonunun bitmesi güzel. Nitekim 7şer saat çalışıyorum Cumartesi Pazarları. Çalışılmayan saatler de uyumak, beslenmek, okey-tavla-batak oynamakla geçiyor istisnasız. Bugün de yine sevdiğim arkadaşlarımla ve sevdiceğimle güzel bir gün geçirdim işten sonra. Gün içinde içimi zaman zaman evdeki durumlar yüzünden bir kaygı kaplasa da yine de hoşça vakit geçirdik mangal partisinde. Yine yazdan kalma bir gün, yine yazdan kalma bir enerjiyle.


O değil de "sevdicekle konuşmak güzel, yemek yemek güzel, müzik dinlemek, film izlemek güzel, geyik yapmak güzel" araba kullanırken yanımda oturması ve elimi tutması güzel, bana batak oynamayı öğrettiği ilk gecede onu yenmek, tavlada ona yenilmek güzel, sabah işe giderken poğaçaları ben alırım diye araması ve daha bir çok şey güzel. Yalnız eski sevgilisi tarafından facebook profiline gönderilen öpücük resmini görmek, acaba hala bu kız bunu arıyor mu diye düşünmek ve sevdicek kıskançlıktan hiç haz etmediği için bunu sormamak güzel değil zannedersem. Kıskançlık gibi bir güdüm olduğu için hoşuma gitmedi bu durum. "Birşeyler hissettiğim insanın bir zamanlar tanımadığım etmediğim, tanımak da istemediğim" ama hergün karşılaşmak zorunda olduğum bir hatun tarafından hala düşünülüyor ve kendisinden birşeyler bekleniliyor olduğunu görmek "sevdiğim şeyler sınıfına girmiyor zira"....


"ne diyorduk..."


"hayat böyle işte"


insanın kanına giriveriyor bir anda huzursuzluk ya da durduk yere sokuluyor...ha bu durumdan memnun muyum, hayır değilim...benimkisi hem can, hem et derdinde olup ne emmeye ne gömmeye gelmek...ben de bu model bi insanım işte...ruslardan da nefret ediyorum ayriyetten, hele ki o rus sevdiceğimin eski sevgilisiyse...ırkçılıksa ırkçılık aq...



"ne diyorduk..."

"hayat böyle işte" ben de böyleyim, oynayacak halim yok.

İyi geceler.

ps. tırnak işareti içinde olan bölümler alıntıdır...sahibi de yabancı değil zaten...


30 Ekim 2010 Cumartesi

anafor

Hayat değişiyor, dünya değişiyor, ben de değişiyorum derken içimde hala 10 yıl öncesinde hissettiğim duyguların, paranoyaların, korkuların, güvensizliklerin barındığını, saklandığını fark etmek çok tuhaf. Psikopat mıyım, paranoyak mıyım adını koyamıyorum. Herşey güzel giderken bu çirkinleştirme, yaşananlara gereksiz anlamlar yükleme dürtüsü-eğilimi nereden geliyor onu da bilemiyorum. Şu yaşa gelip de hala ergenler gibi hissedebiliyor olmaktan utanıyorum bazen, hele de benden yaşça küçük insanların içindeki kocaman olgun insanları görünce...Tamam kuruntularım yersiz, mantıksız biliyorum. Neresinden tutsam da elimde kalıyor ayrıca. Ama elimde değil işte. Ben böyleyim deyip de sıyrılmak da çocukça, onun da farkındayım.
Kafam karışık nedensizce. Nereye tutunacağımı bilemiyorum. Yanı başımdaki mutsuzlukları görünce içim çekiliyor sanki, elim kolum bağlanıyor, bütün hevesim kırılıyor. Kendime şarkılar söylemek istiyorum neşelenmek için, ama bulduklarım hep en acıklısından oluyor.
Çarşaf gibi dümdüz bir denizde yüzerken anafora kapılmak gibi benimki, boğulmayıp kurtulmak ve tekrar kapılmak. Mutlulukla ya da mutsuzlukla uyanılan her yeni gün bir diğerinin tekrarı. Sadece sahne başka, roller başka. Baş rol aynı, üstüme yüklenen rollerden dolayı hayatla, kendimle çelişen ben...
Yine anlamsız oldu, bunu da biliyorum.

29 Ekim 2010 Cuma

gardırop

Orta derecede depresyonda olan bir insan, psikoloğunun "şu anda en çok neyi yapamamak seni rahatsız ediyor" sorusuna "gardırobumu toplayamamak" deyip arkasından da salya sümük ağlamaya başlar mı?
Başlamıştım ben hatırlıyorum.
Hep birşeylerin arkasına sığınma eğilimindeyim sanırım. O zaman da gardırobu suçlamışım mutsuzluk sebebim olarak.
Şimdi de hergün yeni bir sebep ediniyorum kendime itinayla yaşadığım her dakika için, yaptığım ve yapamadığım herşey için.
Nerden geldiyse aklıma akşam akşam...

28 Ekim 2010 Perşembe

pembe panjurlu hayaller...

Sıradan ama yine de mutlu başlayan bir günün bombok bir hale dönüşmesini, küçücük bir şey yüzünden gününün ve modunun içine bir anda edilmesini herkes bilir. Bugün de böyle günlerden biriydi benim için. Uyandım, kahvaltımı ettim, duşumu aldım, evde temizlik olduğu için kendimi arabanın kasko işlerini halletmek, öğrenim kredimin son taksidini ödemek ve sonra da işe gitmek üzere dışarı attım.Banka işlerimi bitirdikten sonra baktım işe daha vakit var dedim eve gideyim de şu kyk sitesine bi bakıyım nedir benim son durum diye. Aman yarabbim bi de ne göreyim, bizim anlaşma sözleşme her neyse iptal olmuş, çünkü eylül taksidini ödememiş görünüyorum. Ay kafayı yedim, işin kötüsü uzun uğraşlarım sonucu 11 tane dekontu buldum ve eylül dekontunu da bulamadım.Ve tabii doğal olarak kendimden şüphe etmeye başladım acaba yatırmadım mı diye:S Çünkü geçen ay o kadar çok ödeme yaptım ki hatırlayamıyorum bi türlü aralarında o da var mıydı diye ki en önemlisi de oydu, bu yüzden büyük ihtimalle yatırmış olmam lazım. Ay bilemiyorum işte, çelişkiler içindeyim.Sabah erkenden bankaya gidip yalvar yakar dekont arattırıcam.Kafayı sırf bu işle bozduğum için günümün 3 ve 9 arasındaki saatleri bok gibi geçti. Akşam sevdiceğimle F'lere gittik oturmaya. Neyse ki F., H. ve sevdiceğim bana aslansın kaplansın gazını verip kredi gazımı alınca keyfim biraz yerine geldi. Zaten keyfimin yerine gelmesi için yanımda yarimin olması yeterli bir de 2 can arkadaşım olunca daha da iyi oldu, unuttum gitti derdimi.

O değil de ben sevdiceğimi cidden çok seviyorum. Mümkün olsa her günümü her gecemi onun yanında geçirmek istiyorum. Hatta utanmadan, içinde bulunduğum "medeni" duruma bakmadan ve sevdiceğimin haberi olmadan bol pembe panjurlu hayaller kurarken yakalıyorum kendimi, sonra da bi çimdik atıyorum "hoop noluyoruz hemşiğre, kendine gel bi silkelen" diyorum. Diyorum çünkü aklımda cevabını bilmediğim ve cevabını bildiklerimin de cevaplarının çok da işime gelmediği sorular var. Bi kere benim sevdiceğimin, benim ondan önce yaşadığım yılları, planları, gelgitleri, hayalleri, ikilemleri var önünde. Ben ona engel olamam, olmamalıyım, elini kolunu, yaşamak isteyip de henüz yaşayamadıklarını, umutlarını bağlamamalıyım. Şu anki ruh halimle, hissettiklerimle elbette isterim ki hep yanımda olsun, hep yanında olayım ama bir gün derse ki "beybi bi çekil hayatımdan" ona "neden" diye soramam, sormamalıyım, kendimde bu hakkı görmüyorum bile. Biz bu işe "ilişki" diye başlamamıştık. Sadece "eğleniyorduk" sadece "takılıyorduk" sadece "mutluyduk". Ama şimdi benim gözümde "büyük aşk" yaşıyoruz. Tabii biliyorum beni sevdiğini o ayrı bir konu ama bazen kendi kendime gelin güvey oluyorum hissiyatına kapılıyorum bünyemdeki bu hayalperestlikten ötürü.Aslında kızamıyorum da kendime çünkü diyorum ya hep aşık olmak nasıl bir şeydi unutmuştum ve şimdi yaşayıp da hatırladıkça kızmaktan ziyade şaşırıyorum kendime.Yani mesela sevgilimin ve onun eski sevgilisinin aynı bina içinde aynı havayı solumasına bile tahammül edemezken buluyorum kendimi, sonra kendi kendimi ayıplıyorum ama kızamıyorum ergen gibi kıskançlık yaptığım için ki geçirdiğim son 5 yılda kıskançlığın "k"si aklından, kalbinden zerre geçmemiş bir insanım.Tabii bu belki de içinde aşk barındırmayan bi ilişki yaşadığımdandır.

Neyse çok uzattım. Aslında içimde bir sürü cümleler biriktiriyorum şu sıra. Günün en olmadık anında aklıma birşey geliyor, bunu hemen yazmalıyım sevdiceğim okusun diye diyorum ama buraya oturunca nedense herşey aklımdan uçup gidiyor, bambaşka bir şey yazarken ya da 6 kere yazmaya başlayıp hiçbirini beğenmezken buluyorum kendimi. Karmaşık duygular, anlamsız sorular vs vs...

Sonuç olarak napıyoruz şimdi? Boşa hayaller kurmuyoruz, sevdiceği sıkıştırmıyoruz, bunaltmıyoruz, sorgulamıyoruz, herşeyi oluruna, giderine bırakıyoruz, sayılı günlerimizi dolu dolu geçirmeye bakıyoruz, anımızı yaşıyoruz. Çünkü biz şu anda böyle, bu ruh haliyle, bu hissiyatla, beraberken mutluyuz.
O değil de, senin dediğin gibi "You make me feel better." her zaman...
http://fizy.com/#s/1amvul

İyi geceler.

25 Ekim 2010 Pazartesi

aman sabahlar olmasın...


Burada hava sanırım 30 derece civarında. Kış bir türlü gelmiyor, negzel:) Güneş de yakmıyor, seviyorum yolda yürürken, araba kullanırken koluma, yüzüme, gözüme çarpan sıcaklığı. Kışlıklarımı bile çıkarmadım daha hatta. Arada yağmur yağıyor hüznüyle birlikte. Bir melankoli doluyor ciğerlerime, onun da tadını çıkarıyorum.Sevenim var, sevdiğim var, işim var, eve gelince en sevdiğim yemekler ve annem var, başım sıkışınca başını ağrıtabileceğim insanlar var, hayallerim olmasa da umudum var şu sıralar. Bu sonbahar güzel geçiyor sanki, dolu dolu.
Aman sabahlar olmasın, aman kışlar gelmesin o zaman...

Bugün dilime dolanan şarkı: http://fizy.com/#s/1ajf3o

22 Ekim 2010 Cuma

Söyle ama haksız mıyım?

2 aydan daha az bir zaman kaldı gitmene. Sonra ne olacak, ben onun derdindeyim. Sana ne olacağı belli de, bana ne olacak onun için tasalanıyorum. Kiminle gözümü açıp, kiminle kapatacağım? Kiminle gezip tozacağım? Kime yapacağım nazımı, şımarıklığımı? Kim bana "ben senin hep yanındayım" diyecek de "yine mi geçen yılki gibi hastalanıyorum acaba" dediğimde aklımdan silip atacak bu kötü hisleri? Kimin omzuna koyacağım başımı, kimin yanında olabilmek için tek ayağımın üzerinde bin yalan söyleyeceğim? Gündüzlerim, gecelerim kiminle geçecek? İş yerime kim anlam verecek de ben istekli bir şekilde gideceğim oraya? Kiminle oturup film izleyeceğim en romantiğinden, kime anlatacağım heyecanla okuduğum kitapları? Kim elimden tutacak mutsuzken, kim tutup kaldıracak yere düşecekken? Kimin boynunda FD dinleyip ezberlemeye çalışacağım şarkıların sözlerini? Kiminle 2 gün için bile olsa buradan kaçma planları yapacağım? Kiminle gülüp kiminle ağlayacağım ben söyle! Boşuna değil omzundayken, yanındayken, gözlerine bakarken, söylediğin şarkılarda dudaklarını okurken gözümden süzülüp yastığını ıslatan yaşlar. Kendini benim yerime koy ki şu anda senin dışında neler yaşadığımı en iyi sen biliyorsun. Evet dediğin gibi hep şükrediyorum benim olanlar için ama elimden gidecek olanlar için üzülmemek elimde değil. Bilemiyorum ki zaman neler götürecek bizden, neler getirecek bize. Hayal kuramıyorum ki sonrası için. Elim kolum bağlandı sonrasını göremediğim için...Ha gitmesen de bilemeyiz tabii neler yaşayacağımızı o ayrı. Ayrıca da bir mucize olamayacağına göre gidilecek oraya ve sonrasını bekleyip göreceğiz. Benim şu an yaşadığım hisler uykunun en tatlı yerinde uyandırılmak gibi, oyunun en güzel yerinde derse girmek zorunda olmak gibi, en sevdiğin oyuncağının arkadaşın tarafından kırılması gibi, tam "tam" olmuşken yarım kalmak gibi...İşte böyle hallerdeyim, o değil de keşke bunlar söz konusu bile olmasaymış...zaman doğru zaman olsaymış...
Böyleyken böyle...
http://fizy.com/#s/1ajf3l
Bu da sana gelsin yine...

20 Ekim 2010 Çarşamba

Yağmur...

İçinde yağmur olan tüm şarkılar bize gelsin bu gece.Bir resim yapalım, geçen gün çöplerden yaptığımız evin resmi olsun. İçinde sadece ikimiz olalım, kimse bize dokunmasın, aramızda aklımızda başka kimse olmasın. O evin kocaman camları olsun geniş bir caddeye bakan ve pencerenin önünde oturup yağmuru seyredelim bu gece.Eylülde gece plaja gittiğimizde bizi ıslatan yağmur olsun izlediğimiz. O evin pencereleri denize baksın bir de. Deniz kokusu yağmura karışsın, ciğerlerimize dolsun. Hayallerimiz olabilsin o evde, gerçekte korkumdan kuramadığım. Her gece yatarken en son seni göreyim, sabah uyanınca ilk seni öpeyim, hep yanımda olma imkanın olsun. Sana saklanayım, senin kuytularında unutayım hüzünlerimi. Mutlu rüyalarımız, mutlu gerçeklerimiz olsun.Üzerimizde hep güneş ama penceremizde hep yağmur damlaları olsun. Zaman dursun, seni benden almasın.

http://fizy.com/#s/1ai12a

Sevdiceğin hep seninle olsun, sevdiceğim hep benimle olsun...

http://fizy.com/#s/1aiy0l

http://fizy.com/#s/1ah6gp

İyi geceler...

16 Ekim 2010 Cumartesi

Hayat bana güzel, huzurum varsa eğer...

Son 1 haftam birbirinden değişik ruh halleri içinde geçti. En son yazdığımda hastaydım. Hatta ertesi gün daha da kötüleşerek en yakın hastanenin acil servisinde buldum kendimi. Ne zamandır ihmal etmiştim boğazımı, abuk sabuk ilaçlarla geçiştirmeye çalışmıştım boğazımdaki iğrenç hissi ama doktora gidince anlaşıldı ki benim kusmak ya da yutmak istediğim o bademciklerdeki iltihap çoktan yerlerinden ayrılıp kulaklarıma doğru ilerlemeye başlamış. Beta mikrobu kapmışım, genellikle 5-15 yaş arası çocuklarda görülürmüş. Çocuklardan bu kadar nefret eden bir bünyeyi nasıl geldi buldu anlayamadım. Akabinde gelen 2 günlük rapor, 10 tane penisilin iğnesi, uykusuz 5 gece, bol terlemenin ardından Çarşamba günü başlayabildim çalışmaya. Çalışmayı sevip sevmediğimi anlayamıyorum bir türlü çok ilginç bir şekilde. 9 senedir çalışıyorum aynı yerde. Bazen nasıl oluyor da bu kadar eğlenceli, güllük gülistanlık bir yer olarak görünüyor gözüme de bazen de nasıl da çekilmez, dünyanın en dedikoducu kadınlarıyla dolu, anlamsız bir yer halini alabiliyor,anlayamıyorum. Nitekim bu hafta çekilir haldeydi iş yeri ve nekahat döneminde olan bendeniz de güle oynaya gittim geldim.
Yediğim iğneler sebebiyle bu ay pms mi allahtan gönül rahatlığıyla yaşayamayıp mutlu mesut bir insan olarak reglimi de oldum.
Bu arada boşanma tarihim de belli oldu:14.12.2010. Yani anlayamıyorum.Mahkemeye başvurmamla mahkemenin görülmesi arasında nasıl oluyor da 3 buçuk ay olabiliyor?Bu kadar zor bir şey mi boşanmak, hem de en anlaşmalısından! Tamam acelem yok ama artık bu gereksiz olayın hayatımdan çıkıp gitmesini ve bir an önce önümü görmeyi istiyorum. Şimdi elim ayağım bağlandı, çare yok bekleyeceğiz yeni yıla kadar.
Ayrıca şu anda birkaç aylık yabancı bir misafirim var evde. Hatunla anlaşılır şekilde konuşacağım diye yemin ederim Türkçem düzeldi, argom bozuldu:)
Bir de benim tavşan nam-ı diğer E. salı günü nişanlandı ve jet hızıyla da çarşamba günü evlendi:) Nihayet istediğine, sevdiceğine kavuştu. İnşallah bir ömür boyu mutlu olurlar:)
Bu arada F'nin bebişi 2 aylık oldu bile, hatta 2 cm'e de yaklaşmış boyu. Umarım onları bekleyen 7 ay hem F., hem eşi, hem de bebişcan için kolayca geçip gider.
Haftanın hareketliliği bunlarla da bitmedi. İyileştiğim günden beri neredeyse 1 akşam bile evde oturmadım. Malum Hamdiciğim yakında askere gidecek ve ben de tüm vaktimi onunla geçirmek istemekteyim. Canım benim, kalbimin böcüü:)Vakit onunla olunca nasıl geçiyor, nasıl oluyor da hiç sıkılamıyoruz ve bu kadar eğlenebiliyoruz anlayamıyorum. O gidince sanırım çok büyük bir boşluğa düşeceğim ve bu beni şimdiden çok endişelendiriyor.Tabii bunları düşünmemeye çalışıp günümüzü gün, gecemizi gece ediyoruz kendisiyle.
Biraz sonra yine dersim var. Yarın da 7 saat dersim var ama enerjik hissediyorum kendimi, evet evet hepsini yapabilirim içimdeki bu huzurla...

Hasta olmak berbat bir şey.İnsan kendini çok aciz ve çekilmez hissediyor.Ama, insanı hastayken de yalnız bırakmayan bir sevdiceğinin, dostlarının olması teselli ediyor böyle zamanlarda.Teselli bir yana da kimse hasta olmasın, kimse yalnız kalmasın.
Pozitif, enerjik ve huzurlu olabildiğim sürece hayat bana güzel. Hep böyle olayım, bu halimle kendimi seviyorum...

8 Ekim 2010 Cuma

hastayım ve bu beni delirtiyor...

"Ne yapsan olmuyor gözüm, terk etmiyor beni hüzün..." İçim dolu, boğazım dolu...oyuncağı elinden alınmış küçük bir kız çocuğu gibiyim bugün, bağıra bağıra ağlamak istiyorum, ağzımı açınca gözyaşlarım süzülecekmiş gibi geliyor, ben de gripten gözlerim sulanıyor diye yalan söylüyorum...hasta olmayı sevmiyorum...hayır ayrıca hep de hasta değilim ben, böyle diyenlere teessüf ediyorum...tamam çok sağlam bir bünyem olmadığını kabul ediyorum ama mesela 1buçuk yıldır hiç burnum bile akmamıştı...şimdi bu bir açıp bir kapayan orospu misali havalar ağzıma sıçtı....1 haftadır önlem olarak aldığım nurofen isimli dandik ilaç da bir boka yaramadı...böyle zamanlarda tek bir şey isterim ben, yanımda biri olsun...bugün doktora gittim yalnız başıma her zaman olduğu gibi, yine ağlamaklı oldum...annemin de kendi çapında sağlık sorunları olduğu için onun yanında bırakamıyorum kendimi içimden geldiğince...ama bir bilse şu an ne kadar zayıf ve güçsüz olduğumu, tek istediğimin şefkatli bir omuza başımı koyup bademciklerimi kusana kadar ağlamak istediğimi...bilmiyor işte...kimse bilmiyor...şu an bir üşüyüp bir terliyorsam, elimi boğazıma sokup oradaki topları koparma isteğiyle yanıp tutuşuyorsam, kendimi odama kapatıp salya sümük ağlamak istiyorsam bunun sebebi benim sürekli hasta olmaya meyilli bir insan olmam değil, damarlarımdan akan mutsuzluk ve yalnızlık hissindendir....

http://fizy.com/#s/1ajge7

7 Ekim 2010 Perşembe

ben onun yalancısıyım!

"Bir kız varmış. Hiç kıskanç olmadığını iddia edermiş. Önceden arkadaşı olan şu anki sevgilisi de ona inanırmış. Kızın sevgilisi olan şahsiyetin zamanında yaptığı bir takım çapkınlıkları, götürdüğü envai çeşit milletten hatunları kıskanç olmadığını iddia eden ve sevgilisi olan kıza anlatmışlığı varmış. Bir gün kız bir bakmış, kafasını nereye çevirse sevgilisi olacak adamın eski kırıklarını görüyor. Önceleri bir şey hissetmiyorken  sonradan nedense kafasında kurmaya başlamış. Çünkü bu kız kimseye güvenemezmiş yediği boynuz ve kazıklardan dolayı. Sonra bir gün kalbinin sesini dinlemiş, kalbi ona "kıskançlık bu zayıflık anımda" diye bir şarkı söylüyormuş. O da anlamış bu duygusunun onu yavaştan yokladığını ve korkmuş yine esiri olmaktan ve kendi kendine bir daha asla kıskançlık yapmayacağına söz vermiş."
Ben bilemem, sevdiğim bir arkadaşım anlattı bunu, onun yalancısıyım. Bakalım sözünde durabilecek mi?
Bu şarkı da ona gelsin madem:
 http://fizy.com/#s/1ajewq  

4 Ekim 2010 Pazartesi

Hatırladıklarım...

Hep söylerim benim hafızam pek kuvvetli değildir ya da bana öyle geliyor bilemiyorum.Çoğu zaman aklı beş karış havada bir insan olarak görüyorum kendimi. Çocukluğumu düşünüyorum, çocukluktan çıkıp ergenliğe, genç kızlığa, büyümeye doğru gittiğim yılları.Sanki onca yılı, anıyı yaşayan ben değilmişim de başkasının başından geçmiş, bana anlatmış da, ben sadece aklımda kalanları hayal meyal hatırlıyormuş gibiyim. 
Benim çocukluğum çok çetrefilli geçmiş aslında düşününce. Öyle çok mutsuz ya da süper mutlu bir çocuk değildim.Bizim evde hareket ve kalabalık eksik olmazdı. Annem, babam çalışıyordu. Ben 2 yaşında yuvaya gitmeye başladım ve 7 yaşına kadar da devam ettim. Belli bir yaşa kadar yalnız, tırsak bir çocuktum aslında. En çok büyük ablamla vakit geçirmeyi severdim, hatırlıyorum. Bana cicili bicili kıyafetler giydirir, gezmeye götürür, her istediğimi alırdı, hiç üşenmezdi. Sonra ben 4 yaşımdayken ablam evlendi ve başka bir şehre taşındı. Arkasından ne kadar çok ağladığımı bir ben bilirim bir de Allah. Amma ve lakin, ablam 2 buçuk yıl sonra biri elinde, biri karnında 2 çocukla boşandı geldi baba evine. Sonra da zaten cümbür cemaat yaşamaya başladık. Ne eğlence ne de kavga gürültü eksik olurdu bizim evden. Ee kolay mı tabii, daha 25 yaşındaki deli dolu ablam, yanlış verdiği kararların acısını çekiyor ve bünyesine hiç bitmeyecek bir bıkkınlık, hayata küskünlük, asabiyet gelmiş çökmüş. O da haliyle etrafında kim varsa -ben ve yeğenlerim- onlardan alırdı hırsını, hıncını. Küçük yeğenimin doğumunu hatırlıyorum. (bu arada küçük yeğenim şu an 25 yaşında=) Yazlıktaydık, ablamın gecenin bir vakti sancısı tutmuştu, hemen hastaneye yetiştirdiler ve ailenin ilk ve tek erkek çocuğu dünyaya geldi(eugene). Yeğenlerim ve ben beraber büyüdük. Ablam gezmeye gittiği zaman benim de küçük bir çocuk olduğumu unutup onları bana emanet ederdi. Eugene az işemedi yüzümün ortasına, psikolojisi o dönemler çok da düzgün olmayan Emanet az çabalamadı kendini balkondan atmaya. Ablamdan az sopa yemedik üçümüz birden.O kadar bıkmıştım ki çocuk bakmaktan okuldan çıkıp ev yerine babamın iş yerine gitmek için varımı yoğumu verir durumdaydım ben de. Hatta bir gün ablam sıkı sıkı tembihlemişti okuldan sonra doğru eve gitmem için ama ben bizim dükkana kaçmıştım. Ablam da ne de olsa ben eve dönücem diye Eugene'i aşağıya oynamaya bırakıp bir yere gitmişti. Bir telefon geldi ki Eugene düşmüş kafayı yarmış.Eee tabii sorumlusu da onu sokakta bir başına bırakan teyzesi oldu...Evde 3 çocuktuk ve hepimiz babama baba diyorduk. Eugene ve Emanet taa ilkokula başladıklarında fark ettiler babamın babaları değil de büyük babaları olduğunu.Anca o yaşta idrak edebildiler boşanmanın ne demek olduğunu. O yaşta başladılar onları bir kere bile aramayan babalarından nefret etmeye...Onlar da okula başladığında artık hepimiz büyümüş sayıldık. Sonra ablam tekrar evlendi ve başka bir yere taşındılar. Bense orta okulda, lisede, 2 tane ablası olan bir tek çocuktum. Çocukken yapamadığım çocukluğu, şımarıklığı o yıllarda yaptım hep, ama yine de babam hep benim ailedeki en şanssız çocuk olduğumu söylerdi. Çünkü o kadar çok gezerler, o kadar bolluk içinde yaşarlarmış ki ben büyüdüğümde onların şatafatlı hayatları çoktan yerini orta halli aile standartlarına bırakmıştı. Mesela hatırlıyorum 80li yıllarda daha kimsenin evinde televizyon yokken bizim evde 2 tane birden vardı. Komşular toplanırdı bizde, koloni halinde izlerdik. Hemen arkasından video geldi. Sürekli koltuk takımlarını değiştirirdik.Eve devamlı yeni bir şeyler alınırdı. Kocaman bir evimiz vardı.Hafta sonları muhakkak bir yerlere giderdik gezmeye. Haftada 2 kere de ailecek yemeğe çıkardık.Sonra ne oldu bilmiyorum, o zamanki çocuk aklımla anlam da verememişimdir muhtemelen, yeni şeyler alınmaz oldu, başka bir eve taşındık, hiç bir şey eskisi gibi olmadı. Çok büyük para sıkıntılarımız da olmadı, ama ailecek de hiç bir şeyin sahibi olamadık.Hatırladıklarım arasında başka neler var? Mesela hatırlıyorum, yanılmıyorsam eğer Perşembe geceleri saat 10'da Köle Isaura vardı, yemez içmez o günü beklerdim 1 hafta boyunca, sonra ben orta okuldayken Hayat Ağacı başlamıştı, okuldan gelir gelmez onu izlerdim. Çok televizyon manyağı bir çocuk değildim, bizim evde video film furyası vardı. Gündüzleri ablam bütün komşuları toplar, en acıklısından bir Küçük Emrah ya da Küçük Ceylan filmi koyar, komşular ağladıkça o da güle güle onlarla eğlenirdi. Akşamları da ya korku ya macera filmi izlenirdi ailecek. Pazar sabahları TRT1'de yayınlanan kovboy filmi kaçırılmaz, arkasından da Pazar Konseri eşliğinde evin günlük işleri yapılır, sonra da gezmeye gidilirdi. 
Okul yıllarımda çok çalışkan bir öğrenci olmadığımı hatırlıyorum.İlk okul 3teyken din dersim karneme orta geldiği için karnemi yaktığımı hatırlıyorum. Orta okulda ders çalışmayı ezberlemek zannederdim.Orta 2de düz yolda yürürken düşmüş, kolumu kırmıştım. Hatta kolum alçıda girdiğim bir matematik sınavında öğretmenin bana acıyarak notumu yükselttiğini ama aynı öğretmenin 3 hafta sonra alçım çıkarıldığında beni tahtaya sözlüye kaldırıp 0 verdiğini de hatırlıyorum:)Yine orta okul yıllarımda iğrenç kıyafetlerin moda olduğunu hatırlıyorum; kocaman kazakları, oduncu gömlekleri, yüksek belli kot pantolonların içine nasıl sığdırabilirdik de ayrıca o tiple nasıl sokağa çıkabilirdik şimdi anlam vermekte zorlanıyorum.Orta okul 3te tüm arkadaşlarım regl olmuş ve ben olmamışken her gece regl olmak için dua ettiğimi sonunda orta 3ün sonlarına doğru olduğumu ama sonra 1 yıl hiç olmadığımı hatırlıyorum. İlk regl olduğumda tuvalette ağlama krizine girdiğimi, annemin gidip bana marketten orkid aldığını ve hemen babamı aradığını, babamın da akşam eve çikolata, yaş pasta ve 2 kilo muzla geldiğini hatırlıyorum.O yıllardaki arkadaş grubumu, her hafta sonu birimizin evinde toplandığımızı, grupta herkesin gizlice birbirinden hoşlandığını, sırf bu yüzden yanaktan öpmek için şişe çevirmece oynadığımızı, gittiğimiz atariciyi ve street fighterı hiç unutmuyorum.Bir de yine orta okulda sınıflar arası münazara yapıldığını, her sınıftan en başarılı 3kişinin katıldığını, bizim sınıfın 3.sü hasta olduğu için onun yerine beni aldıklarını, ve o münazaranın aynı Hababam Sınıfındaki münazaralara benzediğini ve bizim sonuncu olduğumuzu hatırlıyorum.Bunların dışında üniversiteye kadar tüm okul hayatım boyunca sırf ters takla atamadığım için beden derslerinden kaçmak için tek ayağının üstünde bin yalan söylerken bir yandan da folklör, koro, bando gibi aktivitelerde hep önde giden, aranılan bir öğrenci olduğumu hatırlıyorum.
Aslında yazınca, düşününce bir sürü şey hatırladığımı fark ettim.İyi geldi bana. Demek ki o kadar da balık hafızalı bir insan değilmişim.
Ve sonuç:
*Ablam ikinci kocasından da yeğenlerime kötü davrandığı için ayrıldı ve bir daha da evlenmedi ve baba evine de geri dönmedi.Yeğenlerimin babası olacak şerefsiz, çocuklarını ilk kez yıllar sonra aradı, Eugene babasına asla "baba" demedi.Adam şu sıralar sırf yıllardır devam eden nafaka davasından vazgeçsinler diye ablamın ve çocukların götünden ayrılmıyor.
*Eugene'in kafasında bir dikiş izi var.
*Emanet kendini balkondan atmadı ama ergenlik döneminde de devam eden bozuk psikolojisi sebebiyle bir kaç kez evden kaçtı, bir kaç kez de öldürmeyecek hap içti.
*O matematik öğretmenimi hala yolda görürüm bazen ve hala da ödüm patlar kendisinden.
*Artık haftada 2 değil bir kaç gün yemeğe gidiyoruz, sadece annem ve ben varız.
*Regl düzensizliğim doğum kontrol hapı kullanmaya başlayana kadar devam etti.
*Hala ters takla atamam, hatta artık düz takla bile atamıyorum.
*Dolabımda bir tane bile yüksek bel pantolon yok.
*Daha çocukken çocuk bakma olayına fazlasıyla girdiğim için sanırım, çocukları sevmiyorum.

Eskilerden şimdilik bu kadar...
İyi geceler:)